Genel

Bir Gerilim Filmi: Bayram

Konuk Yazar: Bayramkaçıran

442752.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx

Bayramlık, bayram şekeri, bayram yemeği, bayram harçlığı, bayram hediyesi… Çocuklara bayramı sevdirmek için onca çaba gösterilmiş ama pek işe yaramamış olacak ki çocuk gençliğe erdikçe bayrama hevesi azalmış. O nedenle olsa gerek, ilk gençlik yıllarımız evde elinde kolonya ve şekerle hiç gelmeyecek çocuklarını bekleyen yaşlı insanlara dair filmler, reklamlar, diziler izleyip vicdan azabı çekmekle geçti. Çocukluğun keyfi oldu mu sana vicdani bir yük? 

 

Ben de her çocuk gibi bayramları sevdim. Orta yaşlarıma gelene dek de bayramda aile büyüklerini ziyaret etme sorumluluğunu sorgulamadım. Hala da bayramda kimsenin yalnız kalmasına gönlüm razı gelmez. Bu bayram da gelmedi. Fakat başka birşey oldu. Bayramları pek o kadar sevmediğimi yüksek sesle kendime itiraf edip, bu vicdani yükü biraz sorgulayasım geldi. Gerçekten de hikaye yıllarca fedakarca çalışmış ebeveynlerin yılda iki seferlik ziyareti hak etmesinden mi ibaret? Onları ziyaret etmekten kaçınan evlatlarının ne kadar kalpsiz, nefsine düşkün, aile değerlerinden nasibini almamış yoz insanlar olduğunu mu düşünmek gerek? Tersinden bakarsak, o kolonya şişesi ve şekerliğin arkasına gizlenmiş bir takım gizli niyetler, çabalar, ihtiraslar, hain planlar ve projeler yok mu yani? Bir bakalım. 

Oğlanı aile işinin başına geçmeye ikna etmek, efendim kızın biraz kulağını çekmek, yok işte ele güne karşı gelinimiz her bayram gelir diyebilmek, oğlana en sevdiği yemekleri pişirip evinde aç kalıyor muamelesi çekmek, torunların yetiştirilme tarzından şikayet etmek, onlar için konan kuralları çiğneyerek oğlana/kıza/geline bir gol daha atmak… Uzar gider bu liste. Ebeveynler yaş aldıkça geçmişe dönük öfkeleri, gerginlikleri, pişmanlıkları artar, aynı oranda hain planlarda yaratıcı evrelere geçerler. Bayrama dair pompalanan vicdan yükü, bütün bu yaratıcılığın en çok güç aldığı kaynaktır. Eninde sonunda gelecekler, hiçbir zaman olmazsa önümüzdeki bayram… Nitekim gelirler ve geldikleri gibi tuzağa düşerler. Aynı günün akşamına başlar gerginlikler, atışmalar, somurtmalar. Kafalar ve duygular karışır. Her şeye rağmen buradayız, kısa süreliğine bir aradayız, bu geçip gidecek, geriye aile olduğumuz hayali kalacak diye sabreder herkes. Birbirinin huzursuz edici varlığına şükreder. 

Şimdi bu kumpasçı anlatımdan biraz sıyrılıp bu huzursuz edici birlikteliği biraz deşelim. Aileyi aile olarak tutmanın, bayramı bir aile buluşma zamanına dönüştürmenin motivasyonuna bakalım. Elbette ebeveynlerimiz (her zaman) bizim ve kendilerinin iyiliğini isterler. İyiliğimiz, bizi birarada tuttuğuna inandığımız şeylerin bizi birarada tutmasını sağlayarak birarada kalabilmemizde gizlidir. Biraz karışık mı oldu? Anlatayım. Misal aslında aile evi diye döndüğümüz yeri aile evi yapan şey, bizim oraya dönüşümüzdür. Aile işini aile işi yapan, aileden birinin onu aile işi olarak sürdürmesine bakar. Aile yemeği, kendine aile diyenlerin biraradalığıyla aile yemeği vasfını kazanır. Tekrarlanmadığı sürece bir sabun köpüğü gibi anlamı sönüp gidecek, birbirine yaklaştırma gücünü kaybedecek kırılgan ortaklıklar. Bayram bu kırılganlığa karşı en garantili rutindir. Yılda bir veya iki kez gelinen evi aile evi diye tescillemek, ailenin bir hayal olmaktan çıkıp cismanileştiğini görmek, gördükçe yaşadığı hayattan emin olmak, herşeye değdi demek, evet herşeye değdi… Biraraya gelenlerin konuşup da illa bayramı zehir edecekleri aile krizlerine, siyasi uyuşmazlıklara, maddi çıkar ilişkilerine, kadınların yemek yapıp servis yetiştirirken döktükleri tere, gelene gidene, gereksiz yere sorulan sorulara verilen kaçamak cevaplara, herşeye değdi diyebilmek. Zira başka şehirlere, başka hayatlara dağılmış onca insana aile diye bir çatı verilip, bu ailenin bütün duygusal yükü en azından yılda iki kez hatırlatılmayacaksa, öyle ya, neden sürdü onca yıllık evlilik? 

Böylesine yıllanmış ve üst üste yığılmış maddi, manevi yatırımın bir aileye dönüşmesi bunca kırılgan, rahatsız edici birlikteliklerle mümkün olduğu için bayram ülke büyüklüğünde bir hareketlilik oluşturacak, otobanlarda trafiği kilitleyecek, şekerci çikolatacıları zengin edecek duygusal bir kapasiteye sahiptir. Yaşanan mutsuzlukların, gerilimlerin, hayal kırıklıklarının adı fedakarlığa çevrilir, yemekler pişer, kolonya ve şeker hazırlanır, çoluk çocuk beklenir. Ne de olsa biz bir aileyiz. 

 

Herkese iyi bayramlar!

4 Yorum

  • Münzevi
    5 Temmuz 2016 - 03:39 | Permalink

    Evet her şey güllük gülistanlık degildir bayramlarda. O mutlu aile tabloları çok güzel reklam yapar fakat işin iç yüzü inişli çıkışlıdır. Aile olmak sadece tatlisının kaymağını yemek değildir. Acının tadı da damağında bir güzel yayılır. Keşke kavgalar olmasa, keşke bi bayramda erkeklerde gelenlere çikolata buyursalar, keşke saygıdeğer büyüklerimiz o kaçıp durduğumuz soruları yüzümüze yüzümüze sormasalar… Elden ne gelir? Bayramı acısıyla tatlısıyla ekşisiyle sevmeyi seviyorum. Acıdan ve ekşiden nereye kadar kacabilirim? Gecenin sonunda “Bayramda küslük olmaz” diye her şey tatlıya bağlanıyor ya, hah işte en sevdiğim sahnede budur bayramda. Herkese hayırlı hoşsohbetli bayramlar!

    • Bet
      7 Temmuz 2016 - 10:52 | Permalink

      İyi de herşeyin tatlıya bağlanması nedir ki? Biz o gereksiz, iğneleyici sorulara gönlümüzce kaç kere cevap verdik ömrümüz boyunca? Biz susuyoruz ve tatlıya bağlanıyor. Ben de sevmiyorum bütün gerekliliklerini yerine getirmeme rağmen, bunu burada söyleyebilmek bile güzel.

  • munise
    7 Temmuz 2016 - 12:30 | Permalink

    Reklamlardaki bayram-şeker kombinasyonunun ‘Şeker bayramı’ fikrinin topluma empoze etmek için kasten kullanıldığını düşünmüşümdür hep. Amacına da ulaşmış durumda maalesef, zira benim çevremde bile ‘Şeker bayramınız kutlu olsun’ mesajları dolaşıyor.. Ramazan (/Kurban) bayramından bahsediyoruz, kabotaj kanunu kabul edilip hadi 1 temmuz da Kabotaj bayramı olsun denilmiş gibi bir durum değil. Allah’ın inananlara bahşettiği, hudutlarını belirlediği hatta ille bayram yapacaksın bak ramazan bayramının 1.günü oruç tutma haram dediği bayramlar bunlar.. Ebeveyn ziyaretinin ötesinde (anne-babanın zaten hep elin üstünde olacak öyle reklamlardaki gibi senede bir gün değil) akraba ziyareti (sıla-i rahim!), komşu ziyareti (peygamberimizin komşu haklarının önemini anlatırken miras hakkı da verilecek sandım dediği), eş dost ziyareti, hasta ziyareti, yetim ziyareti vs bu liste uzar gider. Oysa bayram nasıl? Sorunlu aile ilişkilerimizin gün yüzüne çıkıp birlikte geçirdiğimiz vakitlerin eziyete dönüşünün bir resmi; veya aa on gün resmi tatil fırsatı değerlendirelim gidelim bir yerlere yapalım bir tatil keyfi.. öyle ya insanları memnun etmeye uğraşacağımıza biz memnun olalım. Toplumun yozlaşması klişe bir laf, ama bugün bayramın içinin boşalıp anlamını kaybetmesi de bazı kavramların değerlerini yitirmesiyle eş zamanlı yürümekte. Evlerimizde, ailelerimizde kendi yaşamlarımızda hali hazırda tesis edemediğimiz huzur ve muhabbet bayramları da vurmakta.. Bu durumdan ben de bir hayli muzdarip oldum bu bayram, inşallah kendi eksikliklerimizin faturasını bayramlara kesmek yerine bayramı bayram gibi yaşamak için yapabileceklerimize odaklanacağımız günler de gelir..

  • uzak
    8 Temmuz 2016 - 00:19 | Permalink

    Açık hislerime tercüman olan bir yazı olmuş. Yazanın ellerine sağlık diyorum.. Çocukluğumdan beri bayram, ramazan vs. gibi zaman dilimlerini sevemedim hiç. Büyüyüp bu kutlu zamanların kıymetini anladığımda hep vicdan azabı çektim, “Rabbim beni affet” diyerek bir iç sıkıntısı eşliğinde girdim bu vakitlere.. Ama sonraları bunun üzerinde düşününce çok da benim payımın olmadığı bir sıkıntı olduğunu anladım.. Çocukluğumda ramazanda muhakkak babam birçok kavga çıkarır, bizleri annemi döverdi.. Ramazan gelirken hangimiz dövülecek diye titrerdik.. Bayram ise onun katmerlisi olurdu.. Bu sefer de babama, akrabaları eşlik ederdi bu zulümde.. Her bayram çocuklara, kadınlara kısacası ailedeki tüm acizlere illa ki birçok zulüm eşliğinde gelirdi. Sofrada lokmalar ağlayarak yutulur, bazen ona bile
    izin verilmezdi.. Zehir gibi bir suskunluk.. Sonrası ise nasihat faslı.. Bayramda aileler birlikte olmalı, akraba ziyareti filan.. Böyle bir ortamın adı aile miydi, sorulamazdı bile.. Dönüş ise ayrı bir zehir, babam akrabalarına (ya da yaptıklara zulümlere mi demeliydim yoksa!) yeterli ilginin gösterilmediğini düşünür, bir daha payımıza düşen cezayı verirdi.. Her bayram, her ramazan ayrı bir zehir zerk edilirdi kısacası..
    Şimdi o ortamdan da, o zehirden de olabildiğince uzağım çok şükür ama işte o eski iç sıkıntısı gelip çörekleniyor yine de.. Ne kadar kovmaya, bayramı bayram gibi yaşamaya çalışsam da..

    Neden bu hale geldik, sorusuna cevap aranırken sadece bugüne, bugünün getirdiklerine bakmamalı.. Teknolojinin sonuçları bunlar canım, gibi kolaycı yorumlar yapılmamalı kanaatimce.. Bir de geçmişe, sorunlu ilişkilerimize bakmalı, diye düşünüyorum.. Böyle olunmasında sadece gençlerin değil, herkesin pek çok payı var kısacası..

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir