Genel

Bir Büyüme Hikayesi

Konuk Yazar: Bahar Kılınç

büyüme

Küçük bir çocukken büyüdüğünüzde ne olmak isterdiniz? O zamanlar sırf büyümeye odaklandığım için ne olacağım ayrıntıydı benim için. Büyümeye ve büyükler gibi davranmaya takmıştım kafayı. Daha okuma yazmayı sökmemişken büyüklerin nasıl çay içtiğini inceler, onları taklit ederdim. Bir yudum alıyorsun ve sonra çayı yavaşça yerine koyuyorsun, bir süre bekliyorsun ve yine yavaşça çaya uzanıp bir yudum alıyorsun. Çayın tadı daha güzel olmuyordu ama ben onu içerken büyük oluyordum.

Büyük olmayı çok istiyordum çünkü her ebeveyn gibi benimkiler de koca bir hayatı büyümeye ertelediler. Büyüyünce anlarsın. Çocuklar tek başına bu saatte dışarı çıkamaz. Çocuklar kahve içmez. Çocuklar çayı o kadar demli içmez. Çocuklar bu kadar geç yatmaz. O film büyükler için, çocuklara göre değil. Birey olmak için büyük olmak lazım fikrini kavradığım andan itibaren bana her kapıyı açacak o büyük yaşımı bekledim.

Liseye başladıktan sonra büyüme hayali tek başına sıkıcı oldu. “Büyük adam olacağım ben” dedim. Edebiyat öğretmenimiz, edebi bir metin olarak mektup konusunu işlerken seçtiğimiz birine mektup yazmamızı istediğinde ben, 35 yaşındaki Bahar’a yazdım. Büyümenin getirdiği sorumlulukların ve zorlukların farkında olmayan pembe gözlüklü bir kız değildim sadece hata da yapacak olsam bunu yapabilme ve ardından, yaptığımdan pişman olabilme özgürlüğümü istiyordum. Aldığım karar için insanlardan izin aldığım yaşı değil, onlara danışacağım yaşı bekliyordum.

Bir gün geldi annem her şikayetine “Büyüdün artık çocuk gibi davranmayı bırak.” benzeri cümleler eklemeye başladı ve tam da o günlerde (yaş 19) anneme yurt dışına seyahate gitmek istediğimi söyledim. Tüm parayı çalışıp kazanacaktım, pasaport işlemleri için de onları rahatsız etmeyecektim. Onlardan hiçbir yardım istemiyordum. Bir süreliğine uzaklaşmalıydım, belki kaybolmalıydım, ne istediğimi bulmalı ve istediğim şeyleri yapabilecek gücüm olduğunu keşfetmeliydim. Bunları çok zayıf düşmüş bir anımda anneme anlattığımda “Kız başına hiçbir yere gidemezsin.” dedi.

Ne yani istediğimi yapabilmek için büyümek yetmiyordu da bir de erkek mi olmalıydım? Meğerse o ayrıntıyı tamamen kaçırmışım. Hatta o kadar kaçırmışım ki “Büyük adam olacağım ben.” derken ki o adam kelimesi hiç irrite etmemiş beni, yaşayacaklarım hakkında ipucu verememiş. Gayet ataerkil kodlarla işlenmiş bir ailede büyümüştüm ama nedense büyümeye o kadar odaklanmıştım ki kız olduğumu tamamen unutmuştum.

Annemin şikayet ederken “Evlenecek yaşa geldin ama çocukluk yapıyorsun” dediği de olurdu. Büyümek evlenmem için yeterliydi ama gitmem için değil.

Mantıksız bir insan değildim, o yaşıma kadar annem babam hatırlatmadan da kendimi tehlikeye atmamak için neler yapmam/neler yapmamam gerektiğini biliyordum. Onlar da biliyordu. Fakat dünya kadınlar için ekstra tehlikelidir, bunu da biliyorlardı.

21 yaşındayım, büyümeye devam ediyorum ve bir yaştan sonra büyümek kelimesini değil yaşlanmak kelimesini kullanacağım ama dünya benim için her zamanki kadar tehlikeli kalacak. Gidemediğin yer senin değildir cümlesi bir kadının şu dünyada sahip olabileceği daracık alanları fısıldıyor bize. Gidemediğim dünya benim değil ve ben kendimi aslında çok da gitmek istemediğime ikna etmeliyim. Fakat ben ikna edemedim kendimi. Murakami’nin “Kafka Sahilde” kitabındaki esas karakterin “Madem ki 15 yaşında bir erkek çocuğum, o zaman dünyadaki en güçlü 15 yaşındaki çocuk olmalıyım.” Demesinden etkilendim ve “Dünyadaki en güçlü 19 yaşındaki kız” olmak için kick boksa başladım. Fakat kendimi yaraladım ve dinlenmek için verdiğim uzun aradan sonra bir daha dönmedim. Dünyadaki en güçlü kız olmak istemiyordum sadece bu dünyanın benim için erkek kuzenim kadar güvenli olmasını istiyordum.

24 yaşında bir genç kızın yanına akşam sokağa çıkarken 13 yaşındaki erkek kardeşinin verildiği duyunca çok sinirlenip “Ufacık çocuk mu koruyacak seni? Bu resmen güvensizlik” diye isyan etmiştim ama aynı kız bana geçenlerde kardeşiyle sokakta yürürken sataşmaya kalkışan bir adamın kardeşini fark edince geri çekildiğini anlattığında dakikalarca karşımdaki duvara boş boş baktım.

Sevimli bir büyüme hikayesi diye okumaya başladığınız bu yazı yalnızca bir slogan aslında, tek bir cümle;

DÜNYA YERİNDEN OYNAR, KADINLAR ÖZGÜR OLSA!

 

 

4 Yorum

  • Zeytin
    19 Ocak 2015 - 11:29 | Permalink

    Kocaman bir iç burukluğu,sesli minicik bir gülme,ardından gözlerimin dolması,ne güzel anlatmışsınız, daha kaç kız çocuğu bu topraklarda daha da kötüsünü yaşayacak,yaşadı kimbilir!Kadınlar,belki anneanneliğe,babaanneliğe evrilince kocakarı bilgeliklerini terazinin kefesine bile alınmayan kızlar için kullanmaya başlasalar belki daha iyi olurdu her şey.

  • Sum
    19 Ocak 2015 - 13:49 | Permalink

    Çok damar bi yazı.. Aslında kimse birey olamıyor bu ülkede. Hep nedensiz yere elimiz kolumuz bağlı. Küçükken küçüksün, kadınsan yetersiz, erkeksen de aslında liderlerle, önderlerle birsin kendi başına hiçsin bu ülkede. Yaşlıyken yaşlısın, işsizken işsiz, evliyken kocan yokken nereye, bekarlen kız başına nereye soruları. ne zaman hangi ara ne süreyle bir yerlerde “biri” olabiliyoruz bilmiyorum.

  • Huri Küçük |REÇEL
    19 Ocak 2015 - 18:20 | Permalink

    yazıyı okurken tanık olduğum ya da zaman zaman da deneyimlediğim “erken büyümek” zorunda kalma hikayeleri geldi aklıma. “Yetişkin kadınlığa” koşturulmak mı desek, öyle bir şey işte… 10-11-12… yaşındaki Ayşe’nin ev işlerinde 24-25-26.. yaşındaki Fatma kadar iyi olmaması.. Yani 12 yaşındayken önüne bir rol model koyulup yaşını ikiye katlamanı bekliyorlar. Ben de “gelinlik kız oldun” lafını ilk ne zaman duyduğumu bile hatırlamıyorum. Söz konusu, ev işi, el işi, tavırda “adap”, “edep”, “hanımefendilik” olunca gelinlik kız oluyorsun hemen, mesele söz söyleme, karar almaya gelince o konuda epey savaş vermen gerekiyor ki zaten kadınlar açısından bunun yaşla pek alakası yok. Bu içten yazı için teşekkürler Bahar :)

  • 20 Ocak 2015 - 00:35 | Permalink

    Söylenenlerin yanında söylenmeyen ne çok şey içimize sızıp kilitliyor hislerimizi. “Duvara boş boş baktım.” demişsiniz ya. Şimdilerde kullanılan devreleri yandı ifadesi gibi içimde hissettim çünkü ben de öyle sık yaşıyorum ki aynısını. İki gram mantık iki gram bakış açısı istediğimiz basit bir olaya dahi omuz çekip ayak direyen insanlara biz saygı gösterirken onların ezip geçmesini kaldıramıyorum. Onların düşüncelerinde haklılık payı olabileceğine ihtimal dahi vermek istemiyorum sırf bu tavırları yüzünden.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir