Genel

Beni Anlatmıyor 

Yazar: Meryem Selva

 

Tasarımın renk renk, desen desen, eşarptaki masalsı anlatımı. Lévid’or, sizi anlatır: Lisedeyim. Matematik dersindeyiz. Gece gündüz oyununda gece denmiş gibi başım kollarımın üstünde. Ağlarken görülmeyi sevmem. Zordur sessiz ağlamak benim gibi astımlılar için. Sesimi tuttukça çenem takırdıyor. Matematik hocamı severim. Beşiktaş çok iyi top oynardı o zamanlar. Ben Galatasaraylı. Çekişme büyük. Futbol oynamak güzel. Fas’a gitmek istiyorum. İxir’den internete bağlandığımız zamanlarda, Google daha bilge olmamışken, Fas’ta kadınlar liginde futbol oynayanlar varmış. Hayır, hayır, bu bilgiyi internetten değil, o zamanlar izlediğim bir Brezilya dizisinden edindim. Kadınlara özel bir stadyumda futbol oynayan başı açık şalvarlı kadınlar… 

Hâlâ geceyim. Kapşon takıyoruz okulda. Önden de bir çengelli iğne. Boynumuz gözükmesin. Namımız yürüsün, “Penguen kafalar”! Ağlıyorum. Okulu bırakmak istemiyorum. Akşama Diyarbakırspor Galatasaray maçı var. Zil… Gündüz!

 

Yüzümü yıkayıp, örtümü bağladım. Eve vardığımda kimse yoktu. Üstümü değiştirdim. Futbol topumu aldım. Bahçeye, bizim duvara koştum. Kırmızı, tuğladan, asma altı bir duvar. Üçüncü kattaki eczacı teyze cama çıkıp “Kaan uyuyamıyor ama kızım, bu kadar da sesli vurulmaz ki!” diyene kadar topa abandıkça abandım. Hızlı… Daha hızlı… Al sana bir Osmanlı tokadı…

***

Bir kız çocuğu en azından liseyi okumalı. Lise kültürdür. Lisesiz olmaz. Sonra çok pişman olursun. Kim demiş okulu bırakabileceğini? Başını açsan ne olur ki sanki sadece bir ders? Bir yılın kalmış şunun şurasında. Sık dişini. Galatasaray 0- Diyarbakırspor 2. 

 

Kız kardeşim Mısır’da voleybolcu olmak istiyor. 

***

“Tasarımın renk renk, desen desen eşarptaki masalsı anlatımı. Lévi’dor sizi anlatır” 

Çatılarda güvercin terbiyecileri. On güvercin kanat çırpıyor. Taklalar… Daireler, V, ip, üçgen… Gökyüzünde kurulu bir sirk. Saçımı aslan yelesi sarmış. Leş gibi plastik kokuyor. Başörtüsü iğneli mi bağlanacak?, Çene altından mı? Medusa’nın sapsarı saçları peruğumdan aşağı, boynuma doğru kıvrılarak birbirine kavuşuyorlar. Başım şişiyor… Şişiyor… Şi şi… 

 

–       Gökyüzünde ne var küçük hanım?

–       Pardon Osman Albayım! 

–       Türkiye’yi özgür olmamakla suçlarlar bir de. Şu camdan dışarı bakınca bile ne kadar özgür olduğumuz görülür. Bakın, bakın, her yan kıvrımlı yol. Bir gecekonduyu bile yerinden etmiyoruz. Avrupa’daysa evler yola göre olur. Düz… Dümdüz…” 

Üç güvercini bulamıyorum. Arkadaşım dürtüklüyor 

      –      Derse dön hadi. Bırak, göğe düştün”

 

***

Diriliş Ertuğrul’u izliyoruz. 

–       Bunlar da gittikçe Vikings oluyorlar. 

–       O ne ki? 

–       Hiç, başka bir dizi sadece.

Ragnar’ın da saçları genç bir hükümdarken sarı, at kuyruğu gibi toplanmış ensesinde örgülü, beline kadar uzanıyordu. 

Rek lam lar…

“Tasarımın renk renk, desen desen eşarptaki masalsı anlatımı. Lévid’or, sizi anlatır.”

Bugünlerde de insanlar ne çok başını açıyor.

Televizyonu kapadım, odama çıktım. Bembeyaz yuvarlak bir ekmeğin etrafında kümelenmiş binlerce vatoz balığı var gökyüzünde. Evharistiya başlamış…

–       Gökyüzüne çok bakıyorsun bugünlerde. 

–       Tamaaam uyuyorum

–       Bir milletvekili bacağından ısırılmış duydun mu? Güldüm. 

–       Nasıl ya? 

–       Şimdi şöyle oluyor. Simsiyah takım elbiselerden bir kalabalık düşün. Herkes birbirinin üstünde. Kimin eli, kolu, bacağı kimin neresinde belli değil. Herkes ter içinde. Isırmaz mıydın? 

–       Gülme ya, yatıyorum ben. Zevzek. 

–       Ha ha…

 

***

Ay ışığından uyandım. Gökyüzünde tek bir balık kalmamış. Tanpınar’ın kemikleri sızlasın. Ben bir gerine durayım…Deniz ve mehtap… Yok, yok o bildiğimiz şarkı değil dilime dolanan. Üzgünüm. Tanju Okan bir beklesin. Bu,

 https://m.youtube.com/watch?v=PI-i6PFX5fU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir