Genel

Ayy Bana Hanfendi Dedi

Konuk Yazar: Bırakın ulen kızı!

10954879_518530118284861_601500285_n

İyi mi oldu kötü mü tam emin değilim ama Reçel Blog yayın hayatına başlayalı beri kadınlar olarak ‘kadınlık hallerimiz’ üzerine daha fazla düşünür olmaya başladık. Herkes hafızalarını yokladı ve çoğu sevimsiz bir dolu hatıra açığa çıktı. Dönüp kendi hayatıma baktığımda anlatacak yığınla hikaye bulurum ancak ben yine de düşüncemi toparlamak açısından yakamı bir türlü bırakmayan baş belası bir ifade üzerinden konuşacağım: Hanımefendi… Özü itibariyle hanımefendiliğin rahatsız edici bir tarafı yok elbette ama bir hayat tarzı, bir duruş, bir stil olarak idealleştirilip başkalarına empoze edilmeye çalışıldığında huzursuzluk başlıyor.

Hanımefendi olmakla ilgili erken dönem imtihanımı annem sayesinde yaşadım. Çocukluğumda yüksek sesle konuştuğum için sık sık uyarırdı beni… Daha hanım hanım bir kız olmam için yumuşak ve düşük bir tonda konuşmam gerekliymiş. Oysa bana göre ben yüksek sesle konuşmuyordum, heyecanlı konuşuyordum sadece… Konuşurken daha sakin, kibar olmam gerektiği annem tarafından o kadar fazla söylendi ki bir süre sonra üslubum konuşma içeriğinin ötesine geçti ve ben kendimi hep anlatamaz konumda bulunca heyecanım arttı dolayısıyla sesim de yükseldi. Annem bu kısır döngünün yaratıcısı olduğunun farkında değildi elbette onun tek derdi beni daha hanım bir kız olarak yetiştirmekti. Seni bir ‘ladylik okuluna’ yazdıracağım, diyordu yarı şaka yarı ciddi. Tabi o yıllarda orta halli bir Türk ailesinin çocuğunu ladylik okuluna yazdırması epeyce ütopik olduğu için hanımefendilik eğitiminden yırtmıştım. Gerçi bizim aile de bir tuhaftı doğrusu, annemin aksine babam beni ilk defa altı yaşında futbol maçına götürmüştü, çocukken en sevdiğim şey babam işten gelince salonun ortasında maç yapmamızdı. Hanımefendi bir kız yetiştirme gayretindeki annemle o sıralar bir erkek çocuğu sahibi olmayan babamın erkek gibi kız yetiştirme hayalleri arasında geçirdim çocukluğumu… İkisi de tam anlamıyla galip gelemedi galiba…

İmam Hatip Lisesi’nde okurken hanım hanımcık bir kız olma düsturu yine yakama yapıştı. Özellikle kız-erkek iletişiminin sözde bıçak gibi kesildiği ama herkesin müstakbel eşini gözüne kestirdiği bu ortam beni hiç sarmamıştı. Hanımefendi olmaktan hepten vazgeçtim, biraz mahallenin delisi biraz delikanlı kız modunda geçirdim yılları… Bunu tercih ettim çünkü size aşık olmadıkları sürece sizi asla iplemeyen, hakir gören İmam Hatip erkeklerinin beni ‘insan’ yerine koymasının tek yolu buydu. Çünkü erkekler hanımefendi kızlara aşık olurlardı, ben ise onların ‘harbi kız’ dedikleri türdendim, tehlikeli cins olduğumu unutunca rahat rahat iletişim kurabiliyorlardı.

Başörtü yasağının yaşandığı yıllar lise son sınıf öğrencisiydim ve bu dönemde hanımefendiliğin turnusol kağıdı olarak başörtüsü kullanıldı. Haftalar boyunca süren eylemlerden sonra içeri girip girmeme ile ilgili kararı verme vakti geldiğinde ben ve bazı arkadaşlarım başörtümüzü açarak okula devam etmeyi tercih ettik (ettirildik diyelim!). İçeri girdiğim ilk gün arkamdan yüzünü buruşturarak bakan kız arkadaşlarımı da sırama oturup ağladığımda yan tarafta oturan ‘şuna bak hem giriyor hem de ağlıyor’ diyen erkek cinsine benzer insanımsıyı da unutamam. Evet, okula devam eden bizler hem kız hem de erkek arkadaşları tarafından (hatta bazı hocaları tarafından) hanım efendilikten aforoz edilmiş, en hafif tabiriyle ‘zaten meyli varmış’ diye yaftalanmıştık.

Üniversiteye gelene kadar yaşadıklarım bende insanların hüsnü kabullerinin tam zıddını yapmak gibi bir alışkanlık yaratmıştı. (DİKKAT: Bugünkü aklımla direnişin bize açtığı özgürlük alanlarını bilmekle beraber bütün davranışlarımızın özünde meydan okuma (challenge) motivasyonunun yatması durumunu problemli buluyor ve özgürlüğümüzü tersinden ve kendi elimizle kısıtlayan bir eylemlilik prensibi olarak görüyorum.) İlahiyat Fakültesi’nde okuduğum yıllar hanımefendilik üzerine anılarımın zirve yaptığı trajikomik bir tecrübe alanıydı. Öncelikle İlahiyatın hanımefendilik testi giyiminizle doğrudan alakalıydı. Hanım kızlar pardesü giyip ipek eşarp takarlardı, o da çok renkli, alacalı bulacalı olmamalıydı. Hanım olmayanlar ise çoğunlukla dizlerine kadar elbisenin altına kot pantolon giyip şal takarlardı. (Bugünün moda ikonu olan şallı kızlar türünden bahsetmiyorum, o daha yakın döneme ait bir meseledir.) Ben ise şal takmaya bayılıyordum, çünkü inanılmaz rahattı, hareket alanımı genişletiyordu. Sonra, okulumuzun sadece erkeklerin kullanımına açık spor salonunda sırf kızlar da kullanabilsin diye tek başıma basketbol oynardım Cuma günleri… Ama hanım kız arkadaşlarımı bir türlü ikna edemedim. Spor yapmayı hanımefendilikle bağdaştıramadıkları için değildi bu reddediş, izin verilmeyen bir erkek sahasına girmenin tedirginliğiydi. İlahiyatta en çok takdir ve takip ettiğim hocam başarılı kız öğrencilerinden bahsederken çok akıllının yanına mutlaka bir ‘çok hanım kız maşallah’ ifadesi ekliyordu. İlk başlarda akademik başarının hanım hanımcık olmakla ne alakası var diye sorguluyordum içimde ama bu o kadar çok söylendi ki zamanla her akademik yetersizliğimi hanımefendi olamamaya bağlayan saçma bir mantık içinde buldum kendimi…

‘Makbul hanım’ payesini alamamak sadece erkeksi tavırlar sergilemekten kaynaklanmaz. Bir erkek sizin fazlaca kadın olduğunuzu hissedince bundan ürker ve yine sizi hanımefendi olmaya davet eder. Seneler önce katıldığım bir sempozyum programında ara verilince kahvemin yanına bir sigara yakmıştım. Uzaktan dik bakışlarıyla bana doğru yaklaşan ve daha sonra hoca olduğunu öğrendiğim bir bey geldi ve ‘Hanımefendi çok güzel görünüyorsunuz ama o elinizdeki hiç yakışmıyor’ dedi. Şaşkınlık içerisinde arkasından bakarken civarda sigara içen erkeklere hiçbir uyarıda bulunmadığını görünce hocanın derdinin duman avcılığı olmadığını anladım. Bir hanıma yakışmayan harekette bulunduğum için –kadınlığıma vurgu yapmaktan da geri durmayarak- alenen tebliğ görünümlü tacize maruz kalmıştım. Elin adamı der geçersiniz böyle tipleri peki ya sizin için ‘önemli başkaları’ yaparsa? Bir zamanlar sevdiğim adam, fotoğraflarda fazlaca gülmemden rahatsızlığını dile getirirken “Fazla gülen kadınları hep biraz ‘şey’ bulmuşumdur” dediğinde yüzümde şebelek bir sırıtışla kalakalmıştım. Neyse daha fazla uzatmak canımı yakacak, sinirimi bozacak. (İşte Reçel iyi mi etti kötü mü, dememin sebebi budur.)

Kısacası erkek kökenli ve ‘bağzı’ kadın kökenli insanların (bu ciddi bir kavramsallaştırma değildir) sizin hanımefendi olmanız için şart koştuğu kurallar listesi hiç bitmez. Öyle bir listedir ki bu hepsine uyduğunuzu varsayarsak vitrine konulacak bir yapma bebek kıvamına gelirsiniz. İnsanlığınız, duygularınız, kişiliğiniz ölür. Hayatını bir hanımefendi olarak yaşamak isteyen arkadaşlara saygım sonsuz ancak beni bulaştırmayın lütfen… Artık bana hanımefendi diye seslendiklerinde “Kadın Değil Başbelası” filmindeki Çengi Naciye gibi “Ayy, bana hanfendi dedi” der gülerim yalnızca…

6 Yorum

  • 9 Şubat 2015 - 11:18 | Permalink

    Okuyunca aydınlanma yaşadım sanki. Arada kalmışlığımızın suçluları köşeye çekilip bizi irdelemekten zevk alırken biz hayat içerisinde bocalamaya devam ediyoruz.

  • Hatice
    9 Şubat 2015 - 12:12 | Permalink

    Bayildim bayildim yaziniza. Akliniza kaleminize saglik. Dusuncelerimi yaziya doken insanlari gordukce yalniz olmadigimi hatirliyorum. Sagolun var olun.

  • 9 Şubat 2015 - 23:33 | Permalink

    Aslında hanımefendi kelimesini bayan kelimesinin alternatifi olarak gördüğüm için hep sevmişimdir ancak; şu an ikinci kez gözden geçirmeme sebep oldu.

  • zühre
    14 Şubat 2015 - 20:47 | Permalink

    “Bunu tercih ettim çünkü size aşık olmadıkları sürece sizi asla iplemeyen, hakir gören İmam Hatip erkeklerinin beni ‘insan’ yerine koymasının tek yolu buydu. Çünkü erkekler hanımefendi kızlara aşık olurlardı, ben ise onların ‘harbi kız’ dedikleri türdendim, tehlikeli cins olduğumu unutunca rahat rahat iletişim kurabiliyorlardı.”

    islamcı erkeğe dair yapılmış yüzyılın tespiti. bravo!

  • Merve
    5 Mayıs 2015 - 08:11 | Permalink

    İtiraf ediyorum ki İmam Hatip ve ardından İlahiyat okumuş bir kadına “yakıştıramayacağım” tesbitleriniz var. Önyargılı olduğumu düşünmemiştim, bunu farkettirdiğiniz için teşekkürler. Ben de, sizinkinden çok farklı bir hayat olsa da benzer sebeplerden “erkek Fatma” olma hevesindeydim. Çok güzel yazmışsınız, elinize sağlık.

    Hanımefendi uygun ve “bağyan”a göre makul bir hitap biçimi bence, ama sizin hanımlık konusunda yazdıklarınızın tamamına katılıyorum. Kadınların hanım olduğu sigara içmek veya akademik başarı gibi alakasız konularda dahi hatırlatılarak “haddini bil haa” uyarısı yapılmış oluyor. “Hanım”lıkla terbiye, kontrol ve evcil ediliyoruz. Sebebiyse birilerinin ürkmesi.

  • Margit
    21 Ocak 2016 - 14:58 | Permalink

    Öfkeli olduğum için okumaya başladım, okudukça daha da öfkelendim ve öfkelendikçe tekrar okudum. Siz yorulmuyor musunuz ”makbul” olmama durumuyla yaşarken? Ben çok yoruldum ama başka türlü de yapamam ki. Nasıl yapayım? Bu ülkede bir kadının yaşadığı sıkıntıları görmemek için gerizekalı filan olmak gerek herhalde. Akademideki muhafazakar kadınlara bile anlatamıyorum derdimi, insan hakları filan çalışanlara bile. ”Feminizm” diye yaftalayıp(?!) çıkıyorlar işin içinden. Sonra da ”erkekler feministlerden köşe bucak kaçar” diyorlar. Feminist değil,feminen olmalısın diyorlar.. -malılar -meliler kovalasın sizi..İşin kötü tarafı ne biliyor musunuz? Haklılar.. evet böyle kabul görmek çok zor. Görmüyorsun zaten. Baş edemedikleri için gülüyorlar sana. En fazla geri dönüp acı acı gülümsüyorsun,susuyorsun. Evlenmekten bir tek benim korkmadığımı söyleyin lütfen bana.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir