Genel

Ali Taran’la Yaşanılabilir bir Türkiye’ye Doğru

Yazar: Fatma Büşra Helvacıoğlu

tumblr_mi11l7351f1rmazn7o1_500

CHP’nin seçim kampanyasının reklâmları çarpıyor gözüme bir süredir. İçlerinden birinde veya birkaç tanesinde Türkiye’nin yaşanılabilir bir ülke olmaktan çıktığından bahsediliyor. Kendi yakın çevremden de duyuyorum bu tarz şeyleri. Bir kısmı buradan gitmenin yollarını ararken, bir kısmı da kendi hayatında kötü giden hemen her şeyi memleketin çekilmezliğine bağlayıp duruyor.

Dikkatimi çeken şey bunu söyleyen insanların genellikle Türkiye’de iyi bir şeyler yapabilecek, piyasada veya akademide yükselebilecek/yükselmiş, kendisine istediği gibi bir yol haritası çizme şansına sahip, yani aslında burada vasatın üstü standartlarda yaşayabilecek kimseler olması. Varoluşsal sıkıntıları sebebiyle alternatiflerden alternatif beğenmeyenler değil de, bu ülkede yaşamakta gerçekten zorlananlar, mesela boğaz tokluğuna 20 saat çalışanlar, yedi-sekiz çocukla tek göz odalara sığışanlar, gün boyu işyerinde geceleyin evde ölesiye çalışıp bir de kocasından dayak yiyen kadınlar sabahtan akşama Türkiye’nin kendilerini ne kadar daralttığından bahsetmiyor. Biraz daha genelleştirip söyleyecek olursak bu ülkeyi çekilmez bulanlar belirli bir statüye sahip, belirli bir düzeyin üzerinde para kazananlar ekseriyetle. Siz yaşayamıyorsanız, yani belirli imtiyazlara sahip insanlar olarak yaşayamayan sizlerseniz, milyonlarca insan ne yapsın diye sorasım geliyor.

Yaşayamamalarının sebebi de geri kalan insanların kendilerini hiç anlamaması oluyor. Kendi baktıkları yerden bakmayan, aynı söylemleri kullanmayan, günlük hayat mücadelesi, maişet derdi içerisinde kendisini dinleme lüksü olmayan insanlara bilinçsiz ve anlayışsız yaftası yapıştırınca kendilerini temize çekiyorlar belki ama sömürü, çalışma saatleri, adaletsizlik azalmıyor.

Bahsettiğim söylemlerle, CHP’nin “Bu ülke yaşanılabilir olmaktan çıktı” sloganı aynı kaynaktan besleniyor. CHP nasıl ülkenin gelmiş olduğu noktada hiç payı yokmuş gibi, devlet 2002 yılında zuhur etmiş gibi, yolsuzluk, rüşvet, yoksulluk yeni ortaya çıkmış gibi davranıyorsa; sahip oldukları imtiyazların kimlerin emeği üzerinde yükseldiğini görmezlikten gelen, mevzu bahis emekçileri ve tabii halktan insanları sürekli ezen züppeler de aynı zihniyetin takipçisidir gözümde.

Ancak gelgelelim ki söz konusu reklâmların bu züppeliği aşan bir tarafı var. Kampanyayı Ali Taran yürütüyor. Kapitalizmin en sinsi araçlarından birisi olan reklâmın yararlı ve ahlaklı bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz, elbette. Reklâm dediğimiz metin türünün her şeyi satmak ve algı yönetimi yapmak üzere tasarlandığını da. Fakat bu reklâmlarda satılmaya çalışılan şey yenilir yutulur gibi değil. Ali Taran milyonlarca dolarlık teknesinde keyif çatıyor, Türkiye’nin en güzel koylarında demirliyor, kaymağın da kaymağını yiyor ve milyonlara “Bu ülkenin yaşanılabilir olmaktan çıktığını” satıyor.

Artık bu adi dolandırıcılık mıdır, nitelikli dolandırıcılık mı, ona da siz karar verin.

19 Yorum

  • Hüseyin
    1 Mayıs 2015 - 19:42 | Permalink

    “Her dudakta aynı rezil şikâyet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır. Onlar Türkiye’nin insanından şikâyetçi… İnsanından yani kendilerinden… Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.” [ Cemil Meriç ]

  • magenta
    1 Mayıs 2015 - 19:55 | Permalink

    Boğaz tokluğuna 20 saat çalışanlar, yedi-sekiz çocukla tek göz odalara sığışanlar varoluş sıkıntısı yaşamaz. Bu yüzden bir ülkeyi yaşanabilir hale getirme ihtimali olanlar varoluş sıkıntısı yaşayanlardır.
    Ali Taran’ın ne tür bir sıkıntısı olduğunu ondan dinlemeliyiz veya Ali Taran Türkiye’nin Sartre’ıdır?

    İmza: Elitist elti

  • Pingback: Ali Taran’la Yaşanılabilir bir Türkiye’ye Doğru | Budamedya

  • Erkan E.
    1 Mayıs 2015 - 22:45 | Permalink

    Yazıyı bir kaç kez okudum. Belirtmek istediğim noktalar var.

    Önemli not: “NO OFFENSE”

    Öncelikle şunu söyleyeyim. Ali Taran’la ve reklam kavramıyla ilgili söylediklerinize katılıyorum. Fakat bu sadece CHP’nin yaptığı bir şey değil. CHP’nin kendi akıl ettiği/icat ettiği bir şey de değil. Yok yok, bunları cemaatin verdiği akılla yaptığını söylüyor değilim :) Fakat seçim yarışının reklamlarla desteklenmesi gerektiği fikri artık çok yaygın ve 2011 sonrasında AKP’nin yaptığı çalışmalar onlara bu tip bir reklam çalışmasının faydalı olabileceğini (burada reklamların etkisinin büyüklüğü tartışılabilir) gösterdi. Burada takıldığım nokta şu: Acaba Ali Taran’a veya CHP’ye uyuz olduğumuz kadar AKP reklamlarına da uyuz oluyor muyuz? Milyar dolarlık sarayda aşırı lüks içinde yaşayan adamların reklamlarla “Ben aranızdan biriyim” mesajı vermesi de bizi bu kadar rahatsız ediyor mu? Bence en az CHP reklamları kadar leş reklamlar. Sömürünün haddi hesabı yok. Ve o reklamı çekenlerin de tekneleri vardır eminim. Peki neden bu bizi daha rahatsız ediyor? Neden reklamın iğrençliği ancak Ali Taran ismiyle yan yana gelince daha bir belirginleşiyor? Ya da şöyle sorayım. Neden reklamda dua eden bir adam bize reklamın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu bu kadar düşündürtmüyor?
    ( Bana düşündürtüyor. Sizin için doğru olmayabilir bu varsayımım ama sanki epey bir insan için geçerli.)

    İkinci eklemek isteğim şey şu. Keşke 20 saat çalışanlar isyan etse memleketin halinden,keşke onlar dert yansalar biraz daha. Onların sessizliğinin bir çeşit olumlandığını düşünüyorum. Bir çeşit ağır başlılık atfediliyor gibi geliyor bana.Hatta irfan filan diyolar. (Öyle bir irfanın olmadığını anlamak için bkz: http://www.recel-blog.com) Halbuki bu bir çeşit çaresizlik. Ben Pendik’te oturuyorum. Çevremdeki bir çok kişi AKP’li. Ne zaman bu konuları konuşsak “İyi diyosun,hoş diyosun da yok ki öyle bir parti.Hem oraya sen de gelsen sen de yersin” diyorlar. Açıkçası ben bu tavrı şımarık beyaz türk tavrı kadar yanlış buluyorum. “Memleket elden gitti” = “Memleket hep kötüydü,kötü kalacak” benim için. Ayrıca bu insanlar sekülerlerin/üst sınıfın sürekli aşağılanmasından da acayip haz alıyolar. Sokakta,işte edemedikleri her küfrü onların için tv’de eden insanlar var çünkü. Ve bu onları nispeten rahatlatıyor. Yani adam diyo ki “ben zaten hep fakirim gardaş.bırak da şu züppelerin nasıl sinir olduklarını izleyek.bak bak nasıl da lafı koydu tayyip”. Bu adam da gayet sorunlu bence.

    Üçüncüsü insanların sıkıntılı olup olmadıkları üzerine olan yargınıza katılmıyorum. Evvela bir onlara sormak lazım. Bu “ne sorunları var canım. rahat rahat yaşıyolar işte” tavrı bana “müslümanlara baskı yapılıyomuş.peh.camiler ne zaman kapandı canım” tavrını hatırlatıyor.Sonra devlet yetkilileri mütemadiyen bu insanları rencide edici açıklamalar yapıyor. Bu bütün somut baskılardan kötü bence. Ayrıca ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlette/devletle ilişkili yerlerde haklarının yenildiğini nasıl göz ardı edebiliriz? Tamam gerek özel sektörde gerekse kültürel alanda hala bu insanların dışlayıcı özellikleri belirgin bir iktidarı var. Ele geçirdikleri bütün iktidar alanlarında bu yakındıkları tavırları sergiliyorlar. Ama yine de kimliklerine hakaret edilen bir ülkede yaşamak istememelerini ben normal buluyorum. Hem bir dünya olumsuzluğun farkında olup değiştirememek gerçekten sinir bozucu, biliyorsunuz.

    Aslında söylemek istediğim şey şu. Bu tavırlar gayet normal. Sıkıntı bu insanların halkın kalan kısmıyla bir arada yaşama iradesini hala koyamamış olması. Geçmişte yaptıklarından ötürü hala adam akıllı bir nedamet getirmemiş olmaları. Yoksa memleket gerçekten yaşanacak gibi değil. Reçel yazarlarının bunu benden 100 kat daha iyi bildiğine eminim. O nedenle bunları kınamayalım çok (çocuğumuzdan çıkabilir ama ondan demiyorum). Bu, karşıtlığı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor bana kalırsa. Çözüme yönelik bir dil değil yani. Ben genelde “Evet haklısın ama bak bunlar bunlar da var,yaşandı. Önce şu insanlarla bir arada yaşamayı kabullen,onların üzerinde bir tahakküm kurmaya çalışma sonra beraber onları ikna etmeye çalışabiliriz.o zaman sorunlar çözülebilir” gibi bir dili daha olumlu buluyorum.

    Neyse lafı uzattım. Anlatabildim umarım.

  • büşra helvacıoğlu
    2 Mayıs 2015 - 00:49 | Permalink

    merhaba erkan bey,

    yorum için teşekkürler. sanırım önce şunu söyleyerek işe başlamam gerek, başka türlü konuşmaya oturamıyoruz çünkü, ben ak parti seçmeni değilim. 7-8 yıldır oy kullanma hakkım var, hiçbir seçimde de ak partiye oy vermedim. dolayısıyla politika benim için “akpden de bu kadar rahatsız oluyor muyuz” sorusuna sıkıştırılabilecek bir şey değil. ama sorunuza gelince: evet ak partinin reklamlarından en az bu kadar rahatsız oluyoruz, bu konuyla ilgili yazılar da gelecek ilerleyen günlerde. benim esas işaret etmek istediğim nokta insanların toplumda belirli, imtiyazlı hale gelip, milyonlarca insanın ulaştığından farklı bir konuma ulaşınca (bu sosyal, kültürel veya finansal sermayeyle olur, şu aşamada fark etmez) kendinde herkesi eleştirme, yargılama, kınama hakkı görebilen insanlar haline gelinmesi. yani çoğunluktan sıyrılarak, halk olmaktan (evet) sıyrılarak, geride bıraktıklarını düşündükleri insanları eyleyememek, düşünememek, mücadele edememekle filan yargılamak. ancak bunları yaparken ne gibi lükslere sahip olduğunu görmemek. mesela en basitinden fazlaca kitap okuyabilmişsen muhtemelen o zamana kadar çalışmak zorunda kalmamış, geçim sıkıntısı çekmemiş, ev çekip çevirmemişsindir.yani belirli lükslerin olmuştur. ve sen bu lüksleri olmayan insanları senin gibi düşünmedikleri için kınıyorsundur. ama halbuki sen de belli çevrelere girip çıkmakla belli düşünceler edinmişsindir, kendi harika aklınla filan değil. insanlara uysallık atfederken onların günlük mücadelelerini, kolektif hareketlerini görmüyorsundur, çünkü politika diye kendi aklındakine iman etmişsindir. anti-konformizmi de yalnızca iktidara karşı olmak zannediyorsundur. halbuki belli muhalif söylemleri parlatarak uluslararası sistemin ve sermayenin istediği yönde hareket ediyorsundur ve asıl bunun nasıl bir konformizm olduğunun değilsindir. işin uysallık kısmı böyle.

    zenginlik kısmına gelince: ali taran’ın reklamını kullanmamın sebebi sembolik olarak önemli bulmam.kullanışlı ya da bu yazı için. elbette akplilerin mal varlığından, halkın kesesinden çaldıklarından, neo-liberal politikaları kuzu kuzu yürüttüğünden haberim var. neleri kullandıklarının da farkındayım. benim derdim burada chp seçmenine çakmak filan değil ki. yani konfeksiyonda çalışan chpli kız pek fena da, ciplerden inmeyen, göz altı torbalarını aldıran akpli genç adam halk irfanına sahip diye bir şey demiyorum. yani bu cümledeki akpli genç adam memleketimizi iğrenç bulmaya başlamış ve nerelere kaçsam diye düşünmektedir zaten. yani sınıf atladıkça, daha çok para kazanmaya başladıkça gelişen bir söylemden, artan bir temayülden bahsediyorum kısaca. meseleyi kimliğe hapsetmeye gerek yok bundan dolayı. chp, akp, parti olarak, devlet geleneği olarak birbirinden çok farklı değildir gözümde. ancak şu var ki: ülkede hala en büyük sermayedarlar koç, eczacıbaşı, sabancı filan. yani akp başa geldi diye bunların gücü azalmış değil ki? aksine arttı. bütün sermayedarların da böyle sanırım. bunu akp ya da chp üzerinden eleştiriyor olmak niçin önemli olsun o zaman? neden hemen ama akp de böyle diye cevap yetiştiriliyor ki mesela? burada basitçe zenginler ve yoksullar/zengin olmayanlar gibi bir ayrım yapıyorum basitçe (neredeyse).

    bu halkı, memleketi aşağılama meselesini sekülerler filan yapmıyor sadece. islamcılar da bol bol yapıyor. bir kısmı yapmıyormuş gibi yapıp adice bunun ekmeğini yiyorlar. ayrıca bu yarım aydın entellerin sessiz çoğunluğun sürekli olarak okumamışlığına, cahilliğine, laftan anlamazlığına vurgu yapıp uyguladıkları gizli şiddet karşısında küfretmekten başka aracı olmayan insanlar var. yani mesela benim bir zahmet ali taran’a laf etmek gibi bir hakkım olsun. bana ali taran’ı ötekiliştiyorsunuz filan demeyin yani. burada birisi sabahtan akşama kadar ülkerin patronuna laf etse mesela “bu dil çözüme yönelik değil” demez kimse.

    insanlara ayrıcalıklarının nerede başladığını göstermekten, yaptıkları muhalefetin, eleştirilerinin de bu ayrıcalıkların oluştuğu bağlamdan ayrılmaz olmadığını anlatmaya çalışmaktan daha çözüme yönelik bir dil de göremiyorum şimdilik ben. “o insanlar keşke isyan etse” diyorsunuz ya, heh, o insanların dünyayı sizin gibi rafine şekilde kavrayacak vakitleri olmamış diyorum ben de. ama bir şeyler değişecekse de ancak o insanların isyanıyla değişir, önce bunu bir anlamak lazım.

    ben memleketi yaşanılmaz filan da bulmuyorum. en azından buralardan kaçıp kendimi kurtarayım diye bir derdim yok.

    • Erkan E.
      2 Mayıs 2015 - 11:03 | Permalink

      Ben yazıyı şöyle anlamıştım:

      Seküler elitler konfor içinde yaşarken şımarıklıklarından ülkeyi yaşanmaz buluyorlar ve bunu reklam ile de utanmadan pazarlıyorlar.Gariban halk ise her türlü çileyi çekmesine rağmen bunlar kadar “zırlamıyor”.

      Ben de dedim ki “Reklam meselesi memleketin vasatı. Seküler elitlere olan gıcıklığımız onların her yaptığı işi bize daha çirkin göstermesin. Hem onlar da insan ve sorunları vardır.Dinlemek,çözüme yönelik bir dil kurmak gerek.Ayrıca halk da hiç öyle masum değil.”

      Fakat siz zaten meseleyi bu şekilde okumuyormuşsunuz. Yoruma yorum yapıym.

      Benim orijinal fikirlerim,tepkilerim olmayabilir.Ben de suçladığım halk gibi “güdüleniyor” olabilirim. Benim elimden gelen buna olabildiğince karşı koymaya çalışmak.

      Ben şunda ısrar ediyorum: Halk masum değil. Hatta “belirli bir statü kazandıktan sonra halktan kendini ayrı gören” tanımlaması bile doğru değil. Çünkü aynı zamanda bir itilme de söz konusu. Her şeyi bilen,anlayan,kalabalığa uymayan herkesi bir köşeye atıveren “halkın” da artık eleştirilmesi gerekmiyor mu? İrfanı bol,masum,gariban halk güzellemelerine ne zaman son verilecek? Ne zaman bu kalabalığın dışında kalmış insanlara elitist muamelesi çekilmiycek?

      Hali hazırda bir pasaportu olmayan,muhtemelen bütün ömrünü Türkiye’de geçirecek biri olarak memleketi çekilmez bulduğumu bir kez daha ifade etmek isterim. Gidecek bir yer filan da aramıyorum. Sadece

      • büşra helvacıoğlu
        2 Mayıs 2015 - 13:35 | Permalink

        şimdi meseleyi seküler elitler üzerinden okuyarak ısrarla kimlikçi bir dili sürdürüyorsunuz. ancak mesele elitlerin , zenginlerin seküler veya islamcı olması değil. eğer akpnin gözüme akpnin reklam kampanyaları çarpmış olsaydı, milletle dalga geçiyorlar şerefsizler diye yazardım, ha akpnin böyle bir söylem kullanmaması, yaptıklarını ört-bas ederek daha yerlici bir söylemle hareket etmesi ayrıca tartışılması gereken bir şeydir. ama nihayetinde ortada yalnızca akp eliti kalmış, diğer herkes sinmiş filan gibi de davranmaya gerek yok. dediğim gibi sermaye çevrelerini akp ne kadar beslediyse, kendi çevresini de yaratmak suretiyle, chp de ondan farksız bir şey yapmadı, yapmayacak.

        ali taranla veya başka bir servet sahibiyle diğer seküler insanları (halkı yani) bir tutma yanılgısına düşmeyelim. bu tıpkı erdoğan’a oy veren insanları erdoğanla aynı ayrıcalıklara sahip görmek gibi bir şeydir. bir sürü islamcı da tanıyorum ben mesela, mala mülke mevkiye veya entelektüel bir mevziye ulaşıp içinden çıktığı halkı beğenmiyor. sekülerlikle doğrudan ilgisi yok yani. halk dediğimiz sadece müslümanlardan, mütedeyyinlerden oluşuyor diye bir şey yok. ayrıca siz de halktan ayrı bir şey değilsiniz.

        fakat ortada halk denilen yekpare bir kitle yok. farkındaysanız ben sınıf temelli bir ayrım yaptım. ama sınıf temelini bir köşeye koysak dahi, asıl ben bu “halk da hiç masum değil” gibi tavırlara da hasta oluyorum. normalde herhangi bir insanın yaptıklarının arkasındaki sebeplere bakarız, onu oraya getiren koşullara bakarız. diyelim ki halk yekpare bir bütün ve ne kadar da ahlaksız. o zaman bu rezilliğe, bu kötülüğe sebep olan maddi ve toplumsal koşulları, sebepler dizisini anlamaya çalışmak daha elzemdir. halka kendiliğinden irfan atfetmemek kadar, kendiliğinden ahlaksızlık, kötülük atfetmemek de gerekir. bozuk düzenin bekçileri kimdir? buna bakmak gerekir.

        halk masum değil diye evrensel bir ilke ortaya koyarken, kendimiz ne yapıyoruz buna bir bakmak gerekir. bunun yanı sıra anti-konformist olmakla, elitist olmak arasında da dünyalar kadar fark var. mesela insanlar kavga eder, sen öyle entel entel, kalabalıktan uzak şekilde bakar ve kavgayı analiz edersin, ama ordan eziklediğin bi apaçi çıkagelir, kavgaya dahil olur, elini bi şeye bulaştırır, konforunu bozar. sen de konforunla analizinle devam edersin. (sen dediğim genel bir kişi bu arada:) bu ufacık bir örnek yalnızca.

        • Erkan E.
          2 Mayıs 2015 - 14:07 | Permalink

          Dediğim gibi ben öyle (kimlik üzerinden) anlamıştım yazıdan ama siz meseleye sınıfsal yaklaşmışsınız.

          Halk masum değil demek aslında bir durum tespiti. Tabi ki buna neden olan şeyler vardır,düzeltilmelidir fakat bu gerçeği değiştirmiyor ki. Ben bunlar çözülmesin ya da çözülemez demiyorum,durumu söylüyorum.Bahsettiğiniz yerlici söyleme sığınanların anlattıkları gibi bir halk olmadığını söylemeye çalışıyorum. Bu tavra takıntılı olduğumdan (bkz: ismail kılıçarslan sendromu) sizin yazınızdan da böyle bir şey çıkarmıştım.

          Konformizme girmeyelim oradan zararlı çıkarım ben. Bir de bu “sebepleri anlayalım,toptan suçlamayalım” tavrını erkeklere karşı da bekliyoruz :)

          İyi yayınlar.

          • büşra helvacıoğlu
            4 Mayıs 2015 - 01:48 | Permalink

            ben de diyorum ki yerlici söyleme sığınanların dediği gibi çok iyi, çok saf filan bir halk olmadığı gibi, halk düşmanı faşistlerin söylediği gibi iğrenç, ahlaksız, “tanrım ne kadar da kötü bir halk” diye bir şey de yok. böyle soyut bir halk filan da yok aslında. olaylar olur, insanlar bu olaylar karşısında hayatlarını idame ettirmek için çözümler bulur, ama yanlış ama eksik, yollar bulur, ama hareket eder. siz nasıl yapıyorsanız öyle yani.

            ortada bir güzelleme durumu yok ama “cahil hocalara” güzelleme yapacağıma, halka güzelleme yapmayı tercih ederim. yani sıradan ve kendini bilen insanlara demeliyim sanırım. hem bence bir irfan da var zaten ama sorun diğer gerçeklikleri görmezden gelip yüksek siyaset ve yerini pekiştirmek içim bunu araçsallaştırmakta sanıyorum.

            erkeklere ilgili notunuzu düşüneceğim, güldürdü :))

  • magenta
    2 Mayıs 2015 - 00:56 | Permalink

    1960lı yıllar bütün dünya için dönüm noktası oldu. Koministlere kaptırmamak için herkese tavizler verildi. Türkiye de bundan nasiplendi. Bu nasiplenme kendi usulü ile yani askeri darbe yolu ile oldu. “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır”. O yıllarda siyasal İslam doğdu. Sonra tavizler geri alındı. Siyasal İslamın buralar için tek geçerli akçe olduğu fikri aşılandı. Sonra siyasal İslamın yetersiz olduğu görüldü. Sisteme entegre İslam ile optimum çözüm bulundu. Erkan bey ve reçel blogcuların macerası da böylece başlamış oldu. Gazanız mübarek olsun.

  • Deniz
    2 Mayıs 2015 - 10:34 | Permalink

    CHP bunu hep yapıyor, Allah korusun siyaset üretmemek, bi yaralı parmağa işememek için sürekli olarak potansiyel seçmenlerinin korkularına, rahatsızlıklarına oynuyorlar. Evet, bir zamanlar sahip oldukları imtiyazların son kırıntılarını kaybetmekte olmak, yıllarca aşağıladıkları insanlara sürekli yeniliyor olmak da delirtiyordur eminim çoğunu. Ali Taran ya da Obama ekibinin bütün bunlara ne civcivli ambalaj ürettiği de özlerinde ne olduklarını değiştirmiyor tabii. Yalnız buradaki gibi kenarından dolaşarak, işçilerin, emekçilerin, kadınların omuzlarına basarak yükselen bugünün imtiyaz sahiplerinin kim olduğundan, akademiyi de piyasayı da şu anda kimin kontrol ettiğinden, asgari ücretin ne olduğunu bilmeden jakuzili villalarında keyif çatanların 2002’den beri biraz olsun değiştiğinden bahsetmeden, sınıf eleştirisi yapıyorMUŞ GİBİ yapmak da biraz eksik kalıyor. Belki daha doğrusu şöyle demek lazım. Bu imtiyazlı konumların var olması ve başkalarının temel ihtiyaçları pahasına varlıklarını sürdürmesi mi dert ettiğimiz, yoksa bu konumları kimin işgal ettiği mi? Yorumunuzda ikinciyi kast ettiğinizi söylüyorsunuz, ama yazının kendisinde bir yere kadar gelip o son adımı atmaya çekinmişsiniz gibi anlaşılıyor. İşçi sınıfı, vicdanımızı rahatsız etmesi gereken bir anti-tez olarak orada duruyor, ama durumu değiştirmek için ne yapmamız, kiminle mücadele etmemiz gerektiği sorusu havada asılı.

    • büşra helvacıoğlu
      2 Mayıs 2015 - 13:43 | Permalink

      yorumunuz için teşekkür ederim, gerçekten değerli bir katkı. tabii meseleyi CHP reklamı üzerinden okuyunca, sanki sadece CHPli zenginlere sataşıyormuşum gibi oldu ama CHP reklamını bütün seçmen kitelelerine yapıyor sonuçta. ve belli bir mevkinin üstüne çıkar çıkmaz hemen aynı kafaya giren bir sürü akpli de tanıyorum, ben biraz bu iki tarafın da paralandıktan ve bilgilendikten (?) sonra aynı lafları söylemeye, aynı şeyden şikayet etmeye başladığına da vurgu yapmak istemiştim. yazıda kaybolmuş olabilir. konumları kimin işgal ettiği değil mesele, böyle konumların olması tabii ki ama bir yandan uzun yıllar boyunca sermaye gruplarının seküler olması, piyasanın devlerinin hâlâ koç, sabancı filan olması da önemli. ama akpnin zaten bunları beslediği, mesele sermayenin güdümüne girmek olunca hiç de öyle kaplan kesilmediği meselesi daha önemli.

      fakat bu yazının kapsamı o kadar geniş değil. bir meseleyi anlattım geçtim yalnızca. yani zaten bütün imtiyazlılara yönelik bir şey dediğimin belli olduğunu düşünmüştüm.

  • Rojhat
    2 Mayıs 2015 - 12:42 | Permalink

    Daha dün Süleyman Ateş’in Mukaddime’ye yazmış olduğu makale büyüklüğündeki bir dipnotu okudum ve bu yazıya denk geldim. (2. cilt, s.673, 11. dipnot) yazıyla direkt ilgili olan bu dipnotta Ateş, Haldun’un hadarî ve bedevî karşılaştırmasına binaen getirdiği yorumda, F.B.Helvacıoğlu’nun yazısında altını çizdiği “(…) bunu söyleyen insanların genellikle (…) kendisine istediği gibi bir yol haritası çizme şansına sahip (…) kimseler olması” fikrinin kaynağını açıklıyordu: hadarî olan şehirde yaşadığı için her şey komplekstir ve akıllı olmak durumundadır. Birden fazla uyarıcıyı aynı anda işleme koyabilme kabiliyetini geliştirmiştir ve bu da sahte “adab-ı muaşeret” ahlakını doğurmuştur. bu ben’e dayalı bir kurallar bütünüdür. Bu bütün, ben’in en iyisini istemesini sağlar/neden olur. Bu sebeple şehirde mutluluk düşer ve mutluluğun sırrına vakıf olmak için düşünme peyda olur ve var olanın tatmin-etmezliği karşısında sınırını aşma gayretine girer. Bunu yaparken kendinden daha kötü durumda olana bakıp çaresizce ona acır/alay eder ve ona rağmen yine mükemmel olanını istediğini ilan etmekten çekinmez. Zaten gerek yoktur, zira bedevî zaten düşünmüyordur. Sade yaşar, ihtiyaçları karmaşık ve elde edilmesi zor değildir. vs.

    Gerçi Ateş, hadari olmayı (her türlü) çöküşün başlangıcı sayar, tıpkı İbn Haldun gibi. Bu önlenebilir değildir . Çünkü tabiat/içtimaî kanundur. O kanunları da Allah kainata işlemesi için emretmiştir. Zengin olan şikayet edecek. Bu tabiatlarında var. Kötü oldukları için değil. Bu tabiat buna mecbur kıldığı için. Fakir olan şükredecek. Bu tabatlarında var. Yalnızca bu tabiatın sınırlarının zorlanması gerekiyor. Şükür ve şikayetin zümrelerin tekellerinden almak icap ediyor. Bu iki insanî eylemin kurtuluşunu Kur’an da gerekli görüyor.

  • magenta
    3 Mayıs 2015 - 05:11 | Permalink

    Kimse annesinin karnından bilgili doğmaz. Bilgili olduğu için kendini olmuş zannedenlerin kaprislerini en iyi bilenlerden biri de benim. Buna rağmen bilene ve bilgiye düşman kesilmedim. Kimden ne öğrensem o kardır ve herkesten öğrenecek bir şeyler vardır. Bilen kişi sermayenin dini imanı olmadığının farkına varır.
    Hırsını gücünün yettiğinden çıkarma çıkarmaz. Neden mi? Cehape ve seküler elitlere kin kusanlar Osmanlı döneminde yaşasaydı en fazla medrese öğrencisi olabilirlerdi. Enderun’un veya askeriyenin kapısından geçemezlerdi. Cumhuriyet de bunu kısmen devralmıştı.
    Bakıyoruz Cemil Meriç seven çoğu kişi Osmanlı seviyor? Bu ne yaman çelişki?
    Olayları değiştirme konusunda herkesin yapabileceği şeyler vardır. Ben apaçileri severim kendilerine has bir özgünlükleri vardır. Sonra büyükustauzunadam ipleri eline aldı. Haydi en baştan resmi tarih tapınıcılığı. 5 yıl öncesine kadar aşılmıştı bunlar. 5 yıl sonra reçel blog ve Erkan bey o tornadan geçmiş gençlerle muhatap olacak. Ali Taran ve cehape ve seküler elitler yine aynı yerde olacak ama siz bir de o gençlerle karşıya geleceksiniz. Evet yine aynı sihirli sözcüklere geldik. Gazanız mübarek olsun.

    • büşra helvacıoğlu
      4 Mayıs 2015 - 01:51 | Permalink

      evet, mesele apaçileri sevmek, korumak ve onları kimliklerden bir kimlik olarak sahiplenmekti zaten sevgili magenta. teşekkür ederiz.

      o insanlarla da oluruz muhatap, sorun zaten kimseyi muhatap almamakla başlayan, kendine hapsolmuş o tavırda.

      • magenta
        4 Mayıs 2015 - 02:00 | Permalink

        Dünyanın bir yerinde güneş doğarken başka bir yerinde batıyor. Herkesin uyanma saati farklı. Herkesin uyku süresi farklı. Bazılarımız gece vardiyasında. Bazılarımızın uykusu ağır. Kimini uyandırdığında yumruk yersin. Kimisi uykusuzluktan harap ve bitkin. Nasıl olacak eşgüdüm.

    • fy
      4 Mayıs 2015 - 11:51 | Permalink

      “Cehape ve seküler elitlere kin kusanlar Osmanlı döneminde yaşasaydı en fazla medrese öğrencisi olabilirlerdi. Enderun’un veya askeriyenin kapısından geçemezlerdi.”

      osmanlı döneminde olsak “cehape ve seküler elitler” bu çevrenin neresinde olurlardı acaba ben bir de onu merak ettim. cehape ve seküler elitlerimiz sadrazam torunu olacakları için mi bu yüksek kapılardan geçeceklerdi acaba? diğerleri de halkın çocukları olduğu için bu kapılara yaklaşamayacaktı herhalde?

      bilgiye sonsuz saygı duyan birisinin sınıf üzerinden bir kısım insanı aşağılamaya çalışması da ilginç olmuş.

      işte, sayın okuyucular. tam da chp’yi bir şekilde sahiplenen bu güzel kafalar yüzden chp iktidar olmaktan çok uzak ve akp yine seçimde en aşağı %35 alacak. erdoğan sizinle gurur duyuyor.

      fatma büşra hanım siz de ne kadar yazarsanız yazın birilerinin sizi anlaması mümkün değil, ancak sinirlerine dokunuyorsunuz. olası sadrazam torunlarını üzmeyelim lütfen.

      • magenta
        4 Mayıs 2015 - 13:41 | Permalink

        Eleştirdiğimiz Akp zihinlerimizi esir almasın efendim. Aksi taktirde sadrazam torunları biter seküler elitler başlar onlar biter Anadolu kaplanları yerini alır. Akp oyları da milli iradenin tecellisidir ne var bunda? Alsın %135 de alsın. Hem kim yönetecek ülkeyi alternatifi mi var?

  • 4 Mayıs 2015 - 00:31 | Permalink

    Teşekürler

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir