REÇEL

Erkeklere Hür Gözyaşı

Kadın kısmısının çok gülmemesi gerektiği gibi erkekler de ağlamaz. İki yönlü işleyen bir durum var ortada.

Yazar: Huri

 erkek

Bayrak teslim töreni gibi bazı cenazeler. Erkek evladın “erkek evlat” olma sıfatını en ağır şekilde deneyimlediği zaman dilimi. Onun için durum bu halde iken, erkek çocukların yüreğindeki sızıdan ve korkudan, aklındaki sorulardan bihaber, bu mağrur duruşu alkışlamak için anı kollayan acı seviciler, güçperestler ile erkek çocuklar  arasındaki birkaç saatlik çelişik ilişki…

Cenazede aile yakını, yaşı bir acıyı anlamaya yetmemiş yetişkinlerden biri evin erkek çocuğunun kollarından tutar ya da onu koltuğunun altına alıp teselli etmeye çalışır önce. Sonra da yaşamının geri kalan kısmında kendisinden beklenilecek rolü bir çırpıda söyler: “Bu evin babası artık sensin.” Kimi zaman koro halinde bütün yetişkinlerin ağzından çıkar bu söz. Bu cümle bazen teselli noktasında başka anlamlar da ihtiva eder: “Yaşadığın acı seni yıkmasın. Sen artık onun yerine geçip, babalık yapacak kadar güçlüsün.” Bu sözlerin muhatabı on üç yaşında bir erkek çocuğu olabilir, on yedi yaşında toy bir delikanlı ya da yirmi beş-otuz yaşlarında genç bir adam.

Giden ne kadar değerli ise yerine tayin edilen vekil de o kadar değerli… Şanı, şöhreti ve dahi yarım bıraktığı ne varsa hepsi vekilin, bunları tamamlamak ve devam ettirmek boynunun borcu. Burada oluşagelen sözler ve davranışlar hep aynı role işaret eder: Omzuna yüklenen tabutta yatan da canından candı amenna, ama daha fazlası vardır artık. Çocukluğun, acemiliğin, toyluğun, göz yaşındır gömdüğün. Herkes sana yaslanmalı, ayakta kalmalısın ve herkesi sen ayakta tutmalısın. Sen bir tek sen değilsin artık unutma! Şanı, şöhreti, şerefi, borcu, yarım bıraktığı ne varsa hepsi senin, tamamla! Yaşının, şahsının ne olduğunun önemi yok; baba olmalısın geride kalanlara!

Ailenin diğer fertleri ile birlikte, aynı şekilde yetim kaldığı düşünülemez nedense. Onun durumu için önemsiz bir ayrıntıdır bu. Bir tarafın güçsüz düşmesi için elden gelen yapılacak ve bir taraf güçlü kılınarak terazi dengeye oturtulacak. Bir diğer şart da bu; annen savaşmaktan, yalnızlıktan, yarım kalmaktan, yokluktan, güçsüz düşmekten korktukça sen güçleneceksin.

Sahip olduğumuz değerler, acılarımız, omzumuza yüklenen yük insan olduğumuzu unutturur mu bize? Galiba bazen unutturuyor. Bir de söz konusu erkeklerse… Kadın kısmısının çok gülmemesi gerektiği gibi erkekler de ağlamaz. İki yönlü işleyen bir durum var ortada. Sırtına yüklenen yükler, senden beklenilenler artıkça bunları başarmak üstesinden gelebilmek için insan olduğunu unutuyorsun. Sen unuttukça etrafındakiler daha çok unutuyor. Her bir zorluğun üstesinden geliyorsun, her bir engeli aşıyorsun, her bir işe koşup yetişiyorsun, gözünde bir damla yaş yok. Herkes hayranlıkla seyredip, gururla bahsediyor mağrur duruşundan. Acının ne olduğunu bilmeyen, yaşsız gözlerindeki acıyı da göremiyor. Acı bile çekmediğini düşünerek bir kez daha tapabiliyor sana.

Ölüm kime nasıl gelirse gelsin, derin bir acı var ortada ve yaşları güce esaret edilmiş gözler. Müslümanlar birbirinin hayatını kolaylaştırmalı oysa, birbirinin yükünü azaltmalı. Birbirine hayatı, güçlü olmayı öğretmek çok sonraki iş. Belki gerek bile yok. Bu yüzden yutkunmadan, hıçkırıklarla, hür akmalı o yaşlar gözlerinden. Kalanlar ise o yaşları durdurmaya değil; acıdan, ölümden, dünyadan ve ahiretten payına düşeni almaya uğraşmalı.

Huri Küçük |REÇEL

2 yorum