REÇEL

Kötülük Yapan Çocuklar ve Allah

Bugün cinsiyete dair patolojik olması muhtemel seviyedeki düşüncelerimde bu küçük ve çocukça yaşanmış travmanın etkisi nedir bunu asla bilemeyeceğim sanırım. Erkekliğe duyulan öfkede yalnızca bir erkeğe (erkeğe bile değil, erkek çocuğuna) öfke duymuş olmak ön koşul olabilir mi?

Konuk Yazar: Paran’oya

Yazar kitabında ergenliğe girdiği günleri anlatıyordu. Ergenliğe girdiğinde insan olmaktan önce erkek olduğunu fark ettiğini “Artık bir erkektim, insan değil,” diyerek tarif ediyordu. İnsanlığının erkekliğinin yönlerinden biri olduğundan ve onun için erkekliğin, cinselliğin her şeyi içerdiği bir dünyaya mahkum olmak olduğundan bahsediyordu. Tüm bunlar benim bir erkekten erkek olmaya dair tam olarak duymak istediğim şeylerdi. Demek ki kendilerini böyle tanımlayanları, bunu kabul edenleri vardı. Önce insan değil, önce erkektiler. Benim bundan yaptığım çıkarımsa tam da bu yüzden biz kadınları önce insan olarak görmelerinin imkansızlığıydı. Kendilerini insan olmak’tan önce başka bir şekilde tanımlayanlar bizi de yalnızca insan oluşumuzla tanıyamazlardı. Çünkü kendini tanımlayış biçimin aslında ötekini de nasıl tanımladığına işaret ediyordu. Hatta bana kalırsa ikinci ve üçüncü kez baktıklarında da gördükleri tek şey kadın olduğumuzdu. Sırf böyle düşündüğümden, ben de önce insan olarak göremem erkekleri. Onların beni önce (ve bence sonra da) yalnızca kadın olarak gördüklerine olan inancım benim de tıpkı onların yaptığını düşündüğüm şekilde erkeklerin insanlığını öncelememi engeller. Onlara sadece ben gözüyle bakmayı beceremem. Onların bana baktığı biçimi yok sayamayıp kendi bakışımı da onların sahip olduğunu varsaydığım biçimle yeniden yaratırım. Böylece beni kontrolüm dışında ve empati kuramayacağım bir biçimde görmelerini kendimce yok ederim, önlemimi onları onların silahlarıyla vurarak aldığımı sanırım. Muhtemel bir  tehlike(?)yi kendi öznelliğimi yok sayarak savarım anlayacağınız.


Dünyayı böylesine cinsiyet temelli okuduğum için de sık sık kötü niyetlilikle suçlanırım, bunun faşist ve cinsiyetçi bir yaklaşım olduğunu söyleyenler olur. Belki haklılardır da. Yine de beni suçladıklarında onlara erkekliğin, onun ürettiklerinin, sebep olduğu haksızlıkların, şiddet biçimlerinin sebep olduklarını anlatarak karşılık vermeyi sürdürürüm. Bu konudaki hararetimden vazgeçmeye yaklaşmam bile.

Ama bazen, şu an hala bir mücadele ve bir duruş olduğuna inandığım bu bakış açısına dair şunu düşünüyorum. Dünyayı bu şekilde görme biçimimin sebebi ya bildiğim, gördüğüm veya duyduğum başkalarının acıları ve hikayeleri değilse de, sadece ve sadece benim hikayemse?

On bir yaşındayım, o zamanlar Messenger var. Hesabımı açıyorum ve erkek bir sınıf arkadaşımdan rüyasında benimle seviştiğini ve bunun gerçek olmasını istediğini söylediği bir mesaj alıyorum. Kafamın nasıl yandığını hala çok net hatırlıyorum ama kimseye bir şey demiyorum o zaman. Devamında aynı sınıf arkadaşımın “şakaları” evimizin ziline basıp kaçmak, apartmanın duvarlarına isimlerimizi yazmak, sokakta beni gördüğünde arkamdan bağırmak, kovalamak gibi onun için küçük benim dünyam içinse devasa boyuttaki şeylerle devam ediyor. Bunlara maruz kalırken aklıma annemin “İnsanların size gösterecekleri tavırları siz belirlersiniz,” lafı geliyor ve ona anlatırsam bana bunlara maruz kalmak için ne yaptığımı soracağını düşünüp susuyorum.

Markete tek başıma gönderilmekten köşe bucak kaçarken gece yatarken tüm aile bireylerine tek tek gece uyuyamazsam onları uyandırıp uyandıramayacağımı soruyorum. Böyle saçma bir soruyu aralıksız her gece sormamın sebebini merak etmiyorlar muhtemelen çünkü biliyorlar ki ben her zaman korkak bir çocuk oldum. Bir ara işi o kadar abartıyorum ki duşa girerken dahi yalnız kalmamayı falan deniyorum. Korkuların ben yalnızken zihnime üşüşebildiği, kendimi oyalayamadığım her zaman-mekan aralığından ölümüne kaçıyorum.

Hikaye bu ya, o arkadaşımla da yollarımız bir türlü ayrılamıyor. Beni unutması için pek fırsatı olmuyor yani, o da haklı. Küçük bir şehirde aynı okul, dershane, kurs, mahalle çevrelerinde birlikte bulunmak zorunda kalıyoruz. Haliyle arkadaşım da benimle ilgilenmeyi sürdürüyor. Ataklar halinde gelen korku krizlerimi kendimce ve tabii çocukça yöntemlerimle yatıştırmaya çalışıyorum. Arada Allah’ın beni bu saçmalıktan neden kurtarmadığını düşünüp öfkeleniyorum, sonra kendi yöntemlerime geri dönüyorum mecbur, öyle bir süreç. Geçen zamana rağmen korkumdan kurtulamadığımı fark ettiğimde ise bunu bir sevgiye dönüştürürsem atlatabileceğime ikna oluyorum. Kendimi bu girdaptan kurtarma yöntemi olarak sevmeyi ve sevildiğini sanmayı seçiyorum. Pek çok kadın gibi. Sev ki şiddet görmeyesin, sevildiğini san ki korkmayasın. Henüz fazlasıyla çocuk olarak tanımlandığım yaşlarda hemcins büyüklerimin reflekslerini çoktan edinmişim bile, artık nasılsa. 

En son üniversite için şehir değiştirirken eski sınıf arkadaşımın okuluyla benim okulum arasındaki mesafeye bakıp karşılaşma ihtimalimizi hesaplıyordum. Neyse ki İstanbul’daki mesafeler sandığımdan çok daha fazlaymış. Ve bugün hala hiçbir sosyal medya hesabımı sırf o arkadaşım görüp zihninde bana dair bir şeyler harekete geçmesin diye dışarıya açmıyorum. Sosyal medyadan gelen her arkadaşlık/takip isteği benim için potansiyel bir tehlike hala.

Bugün cinsiyete dair patolojik olması muhtemel seviyedeki düşüncelerimde bu küçük ve çocukça yaşanmış travmanın etkisi nedir bunu asla bilemeyeceğim sanırım. Erkekliğe duyulan öfkede yalnızca bir erkeğe (erkeğe bile değil, erkek çocuğuna) öfke duymuş olmak ön koşul olabilir mi? Olmamasını diliyorum. O zamanlar yaşadıklarımı yazdığım bir defterim var, yıllardır hiç açmadım. İple bağlayıp mumla mühürledim. Kimse okumasın diye oradan oraya taşıyıp sakladım, hala da saklıyorum. Neden atmadım veya yakmadım bilmiyorum. Belki bir gün bazı cevapları orada bulmaya cesaret edebileceğime inanıyorumdur. Ama hala o gün bugün değil.

Son olarak, hâlâ kendimi şu soruyu sormaktan alıkoyamıyorum: Allah kötülük yapan çocuklara ne yapacak?

Konuk Yazar

1 Yorum