REÇEL

We Are Lady Parts, Hepimizden Bir Parça

Başörtülü kadınlar dizilerde ve filmlerde kâğıttan, öyle ince, kırılgan ve ezilip bükülebilen fakat işte kâğıt kadar bile gerçek değiller. Bir sunilik var. Her şey bu kadar tek yönlü ve birbirini tekrar edemez diyordum içimden.

Yazar: Esra Karadoğan

Bir gün bir dizi seyrettim ve tüm hayatım değişti… Tamam, o kadar değil ama diziyi tutkuyla seyrettiğimi söyleyebilirim. “Ah işte bunu yaşadım ben, biliyorum”larla yaşamasam da hissettiğim, gözlemlediğim, arkadaşlarımdan şahit olduğum onlarca detayla dolu bir dizi bu, We’re Lady Parts. Baştan uyarayım, bu yazı bazı tatsız detaylar ve spoiler içerebilir.

We’re Lady Parts, İngiltere menşeli bir dizi, Müslüman kadınları konu alıyor. Başta duyduğumda içimden bir “hımm”lamıştım. Ne kadar gerçeği yansıtabilirler diye düşündüm. Diziyi seyrettiğimde o ufacık hımmlama anı için bile pişmanlık duydum. Başörtülü kadınlar dizilerde ve filmlerde kâğıttan, öyle ince, kırılgan ve ezilip bükülebilen fakat işte kâğıt kadar bile gerçek değiller. Bir sunilik var. Her şey bu kadar tek yönlü ve birbirini tekrar edemez diyordum içimden. Sanırım bu diziyi en çok bu yüzden sevdim. Karakterlerimizin de varoluşsal sancıları var, üstelik keskin bir bıçak gibi gerçek; benim gerçekliğim olmasa bile, bu durum karşısında çarpıldım, işte dizideki mizah o yüzden çok yerinde. Sert, gerçekçi, komik bir dizi, daha ne isterim.

Müslüman kadınların yaşamı birbirinin aynı değil, kadın olmanın hepimize yüklediği yükler var, bunlar görünmez ama biz görüyor, biliyor ve yaşıyoruz. Başörtüsü bu durumda bir kurtarıcı da değil, hatta bazen daha da zorlaştırıyor durumu. Bir anda deccalin kızları olmak mı? Oo, çok severim. Dizi de bunu anlatıyor, yaşadığım duygudaşlık çok fazla.

Ana karakterimiz Amina’dan bahsedeyim. Biyoloji doktorası yapan genç bir kadın, bir yandan da çocuklara gitar çalmasını öğretiyor. Ne kadar akıllı ve başarılı ama ruh eşini arıyor… Mevzu sadece evlilik değil. Çünkü onu eş olarak seçmeye “görücüler” de geliyor fakat başka bir şey arıyor, gelen adaylarla aynı inanca sahip olsalar da dünyaları çok farklı. Amina bir kere komik bir karakter, bunu güldürmek maksatlı yapmıyor, romantik hayalleri, iç sesi… Doğuştan komik… Ruh eşini bulmak için dating uygulaması kullanıyor. İşte burası beni şaşırttı. Çünkü bizim toplumumuzda başörtülü bir kadının dating uygulaması kullanması… Tamam, sakin olalım, bu da zaten İslami bir dating uygulaması. Eskiden büyüklerin yaptığı çöpçatanlıktan pek de farkı yok benim nazarımda. Fakat beni burada şaşırtan bu dating uygulamaların normalliği oldu, arkadaşlarımdan birinin böyle bir uygulama kullanması durumunda kınanacağını biliyorum. Hatta belki fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılacağının da… Çünkü insanlarda hâlâ başörtülü kadını kanatsız melek görme durumu var. Halbuki dating uygulamaları Müslüman erkeklerle dolu. Kadının iffet timsali olması gerekiyor, peki ya erkek? Bu çelişki bizden önceki nesillerin yaşamadığı bir durum ama beni en çok rahatsız eden kısmı kadının duygudan, arzudan yani insanlıktan azade bir varlık olarak düşünülmesi.

Peki Amina kınanmaktan kurtuluyor mu? Olur mu hiç öyle şey çocuklar… Amina’nın onu destekleyen, sürekli kendisi olması gerektiğini salık veren bir ailesi var ama toplum ailesinden oluşmuyor. Müziğe olan tutkusu onun işini zorlaştırıyor. Hangi Müslüman erkek tutkuyla gitar çalan bir kadınla evlenmek ister. Soruyu şöyle değiştirelim: Hangi Müslüman erkek, hobisini ya da işini tutkuyla yapan bir kadını ister… Zaten kadınların hayatları boyunca tutkuyla gerçekleştirmek istedikleri her şey küçümsenir, bu Amina’ya has bir durum değil. Fakat Amina’nın Müslüman olması bu durumu başka bir boyuta taşıyor.

Müslüman kadınların farklı temsilleri, o kadar güzel ve o kadar gerçek ki. Bir yanda iyi kızlar var, erkeklerle ilişkileri sadece evlilik çerçevesinde, helal bir hayat yaşama gayretindeler. (Ben bu satırları yazarken sosyal medyada başörtülü kadınların evlilik, eş, aşk üzerine konuşması eleştiriliyordu, yine.) Amina’nın arkadaş grubu da böyle… Onun romantik hayallerini zaman zaman kınıyorlar hatta. Diyaloglar arasında Amina “My man,” dediğinde yüzleri hemen ekşiyor mesela. Diğer yanda da kötü kızlar var. Müslümanlar ve müzik yapıyorlar, hatta punk yapıyorlar. İşte onlar da Lady Parts. Amina’ya göre onlar sıradışı, arkadaşlarına ve ona benzemiyorlar çünkü.  

Lady Parts’ın iyi bir gitariste ihtiyacı oluyor ve Amina ile karşılaşıyorlar. Amina ne kadar müziğe tutkun olsa da bu gruba dahil olmak, onlardan biri olmak istemiyor. Fakat bir erkek, grup üyelerinden Ayseha’nın çekici erkek kardeşi, onun fikrini değiştirmeye yetiyor… Ama bunun da gizli saklı olması lazım, neden kendini kendi elleriyle ötekileştirsin; çocukluk arkadaşı Noor ve diğer arkadaşları, onun böyle bir grupta gitaristlik yaptığını öğrenirse ne düşünür hem.

Lady Parts ilginç bir grup, grup üyelerinin her biri birinden farklı ve çarpıcı. Grubu kuran ve kasaplık yapan, erkeksi ve sert görünümüyle dikkat çeken Saira; çizimlerini satmaya çalışan, evli ve çocuklu, grubun duygusal dengesini kuran Bisma; kendi kendine davul çalmayı öğrenen para kazanmak için Uber şoförü olan Ayesha ve son olarak gizemli ve burkalı menajer Momtaz.  Tüm karakterler o kadar gerçek ki bu karakterlerin ortasına Amina’nın yerleşmesi bana hayatı anımsatıyor. Ben yazarken siz okurken farklı gelebilir ama oyunculuklarla, diyaloglarla içine girmekte hiç zorlanmayacağınız bir dizi We’re Lady Parts.

Amina, Ayesha’nın erkek kardeşi için kurduğu romantik hayallerini gerçekleştirmek isterken işler hiç de planlandığı gibi gitmiyor. Bu masum görünen date önce arkadaşlarına sevilen, arzulanan bir kadın olabileceğini ispat ediyor, fakat sonra bunun bir oyun olduğunu acı bir şekilde anlıyor. Karşısındaki erkek, onu sadece arkadaş olarak görüyor, tatlı, komik, sevimli bir arkadaş. Tüm bu karakterlerin inşa edilişi, kendilerine has çelişkileri, yaşadıkları yıkımlar, profesyonel gözle baktığımda da çok etkileyici geliyor. Öte yandan seyrederken Amina’nın kalbinin nasıl kırıldığını anladım; duygu aktarımı, sonrasında yaşadığı öfke… Böyle gerçek karakterlere hasret kalmışım. Amina yaşadıklarını yine müzikle atlatıyor, grubun onu bir anda sarıp sarmalaması, hayal ettiği gibi şarkılar söylemesi çok güzel fakat Amina’nın güçlü bir sosyal anksiyetesi var. Müzik hayallerini süslese de, çok yetenekli olsa da, sahneye çıkması gerektiğinde eli ayağına dolanıyor, vücudu tepki, veriyor. Sahneye çıkmak çoğu insan için zor olabilir, ama Amina Müslüman bir müzisyen olarak alabileceği tepkilerin farkında, yanlış bir iş yaptığı hissinden kurtulamıyor, izlerken ister istemez anksiyetesinin sebebinin bu olabileceğini düşündüm.  

Amina bu kadar gönül ilişkilerine odaklıyken Saira’nın hayatının en önemli yerinde Lady Parts duruyor, müzik yapmak, müziğini duyurmak istiyor. Duygusal ilişkiler yaşamakta berbat ve kendini ifade edemiyor, öte yandan Amina’ya inanılmaz yardımcı; çünkü onun bir gitarist olarak neler yapabileceğinin farkında. Momtaz ise grubu daha iyi bir yere taşımaya çalışıyor, ona göre tanınır olmak, sosyal medya, işlerini kolaylaştıracak, müziklerini yapmalarını sağlayacak bir alan. Burada acı acı güldüğümü söylemeliyim, sosyal medya tahmin ettiklerinden çok daha acımasız davranıyor onlara. Hakaretler, linç girişimi… Tabii burada, başlangıçta onlara fazlasıyla sıcak davranan fenomenin onlarla yaptığı röportajdan cımbızla seçtiği cümleleri ön plana çıkarmasının da etkisi var. Ayesha’nın kendisi olma yolunda belki attığı ilk adımı da görüyoruz, görünüşte o da sert bir karakter ama kardeşini Amina’nın kalbini kırmaması için uyarması gibi bir durum da var.  Sonuçta onun da kalbi kırılıyor, bu fenomenle yakınlaşması onu diğerlerinden daha çok etkiliyor. Varlığını açıkça duyurması durumunda çok daha kötüsünü yaşama ihtimaliyle yüz yüze geliyor.

Grup aldıkları ağır tepkiler, hakaretler ve yaşadıkları tartışma sonucunda dağılıyor. Amina ifşa olmuş durumda. Arkadaşlarına söylediği date yalanı, röportajda söylediklerinin çarpıtılması, Müslüman topluma kafa tuttuğunu dile getiren bir müzik gurubunda yer alması… tüm bunlar yüzünden arkadaşları Amina’nın yüzüne bile bakmıyorlar. Daha sonra Noor duruma el atıyor, ama pek de seveceğimiz bir şekilde değil: Amina’nın kırık kalbini tamir edecek ve hayatını yola koyacak… Noor’un Amina için geliştirdiği programda bundan sonra müzik yok, sadece ciddi ilişkiler ve doktorası ile çalıştığı labarotuvar olacak Amina’nın hayatında. Ayrıca Amina’ya kendince uygun gördüğü adaylarla buluşmalar ayarlıyor. Burası biraz çıldırtıcı; adayların hepsi birbirinden beter ve tekrar anlıyoruz ki Müslüman kadınlar için çizilen sınırlar erkekler için yok. Erkeklerin ilk buluşmada odaklandıkları konuların kaç kadınla evlenecekleri, eşlerinin nasıl fiziki özelliklere sahip olacağı ve salt cinsellik olabilmesinin başka açıklaması yok. Hatta bazı erkekler daha tacizkar da olabiliyor, Amina’ya bir rock grubunda çalıyorsa, daha başka neler yapabileceğini soruyorlar…

Bu sadece bir dizi değil. Flört evreninden birkaç ışık yılı uzakta evli bir kadın olsam da bu erkeklerin kurgusal karakterler olmadıklarını maalesef biliyorum. Bazen hayat kurguyu takip ediyor, bazen kurgu hayatı. Lady Parts gördüklerimi, duyduklarımı ve yaşadıklarımı yansıtan bir dizi oldu. Çok güldüm ama kendi kalp kırıklıklarımı hatırladığım yerler de oldu. Kendi halinde, kendi dünyamda yaşamaya çalışırken marjinal bulunduğum zamanlar, aykırı ilan edilmem, sosyal medya linçleri, hepsi tanıdıktı benim için.

Yapımcısı Nida Manzoor, We’re Lady Parts’la şahane bir iş yapmış, ilk sezonun Amina ve Lady Parts için daha olumlu bir yerde bittiğini söyleyebilirim. Sonuçta herkes kendini bulacaktır, diğerleri onu kabul etse de etmese de. We’re Lady Parts, müziklerinin niteliğini, diyaloglarının şahaneliğini, oyunculukların seviyesini, hepsini bir köşeye koysam bile sadece bana düşündürdükleri için bile çok sevdiğim bir dizi oldu. Yalnız bu hikâyeler yarım kaldı ve ben de izleyici olarak doymadım. Meraklananlar için kötü haberi söyleyeyim, dizinin maalesef sadece bir sezonu var, o da altı bölüm. Umarım yapımcılar ellerini çabuk tutarlar da çok geçmeden ikinci sezonu da seyrederiz.

Esra Karadogan

8 yorum

  • Uzun zamandır dizi izlemeyen biri olarak yazınız bende merak uyandırdı ve izleyelim bakalım dedim. İyi ki yazıyı sonuna kadar okumadan diziyi izlemeyi rcih etmişim. Ve şimdi diziyi bir çırpıda izlemiş ardından da yazınızı sonuna kadar okumuş biri olarak yazıyorum bu yorumu. Evet hepimiz insanız. Ve hepimiz ailelerimiz kültürlerimiz ve inançlarımız ile birlikte farklı farklı insanlarız. Fıtri yatkınlıklarımız, yaşamsal travmalarımız, tarihsel zamanımız ve genetiğimiz gibi bir çok farklı unsurun etkisinde gelişimini tamamlayan insanlar.. Diziye tamamen insan hikayeleri ekseninde bakarsak eleştirecek bir şeyler bulmakta zorlanabiliriz. Fakat yine de “masumiyeti” konusunda soru işaretlerim var. Alt mesajlar biraz farklı sanki? İslam’ın tırnak içerisinde baskıladığı ve bu baskılara rağmen kişiliğini ortaya koymaya çalışan kızlar ve tam karşılarında yine tırnak içerisinde İslam’ın istediği en büyük vazifesi eş olmak olan kadınlar!! Gizli gizli kanatan bir dizi bence. Zaten şarkiyat bunu hep böyle yapar. Dizideki sosyal medya fenomeni aslında tam bir şarkiyatçı portatipini ortaya koyuyor. Dostmuş gibi yaklaşıp en büyük kazığı atmaktan büyük mutluluk duymak.. Keşke daha iyisini yapabilsek. Biz kendimizi tam olarak anlatmadıkça kötünün iyisine övgüler yağdırmaya devam edecek gibiyiz..

  • Dizide en ilgi çekici meselelerden birisi Ayesha‘nın lezbiyen oluşu, yazıda buna açıkça yer yok, izlemeyen birisi yazıda bunu anlayamaz. Neden? Müslüman kadınlar bu meseleyi kendi içlerinde çözüp normalleştirmiş mi / normalleştirmeli mi? Normalleştirmeden kastım dini anlamda yasağa takılmaması.

    • En ilgi çekici değil ama elbette dikkat çekici bir kısmı, dizinin sonraki sezonunda bunu daha çok işleyecekler mi merak ediyorum. Apaçık ben queer bir bireyim demediği için ve bunu demmemesinin sebeplerini biz kendimiz yorumladığımız için yazıdaki gibi belirtmeyi doğru buldum.
      Her müslüman kadının kendi içinde bu durumu değerlendirmesi farklıdır muhtemelen. Yazının yazarı olarak böyle bir genelleme yapamam.

  • Diziyi izlemedim illa ki doğru yaptıkları bir şeyler vardır. Zaten ilgimizi çekip bizi etkileyebilmeleri için birşeyleri doğru yapmak zorundalar. Ama yabancıların bizi konu alan yapımlarına çok da masum bakamıyorum. Fırsatını bulsalar bizi bir kaşık suda boğacak adamların şirinlik gösterilerine düşemiyorum. Haçlı seferlerini artık silahlarını kuşanarak yapmıyorlar, yöntemlerini değiştirdiler. İslami feminizm de bu yöntemlerden biri. İçimi yakan şeyse şu: bu adamlar iyi bir dizi çıkarabilmek için kim bilir ne toplantılar ne araştırmalar yaptılar… Bizim kendimizi tanımak için göstermediğimiz çabayı onlar bizi tanımak için gösteriyorlar. Tüm bu masraf ve emeği sırf meraklarını gidermek ve sanat için mi yapıyorlar sanıyorsunuz? Karşılığında ne elde etmek istiyorlar? Kendinizi bulmak ve anlaşılmak için onların işlerine muhtaç kalmak öyle acı ki…

    • Reçel Blog’u biraz tanıyorsanız islami feminizmin haçlı seferine benzetilmesinin abesliğini anlardınız diye düşünüyorum.

    • Aslında dizinin yazarı Nida Manzoor, hatta kendisi BAFTA ödülü aldı bu sene senaristliğiyle. Birçok röportajında kendi ve sevdiği müslüman kadınların hikayelerini yansıtmak istediğini söylemişti. Yani oryantalist bir işten çok kadınların kendi seslerini duyurmaya çalışmaya çabaladıkları bir iş. Elbette tüm müslüman kadınları temsil etmiyor ama yapılan her işin hepimizi temsil etmesi de mümkün değil bence.

Yazılara eşlik için öneri parça listemiz:


Son Yorumlar