REÇEL

Eski Kocanın Korona Olduğunu Duymak

Yedi gün sonra duyuyorsun hasta olduğunu. Yedi düvelden sonra. Bir ben duymamışım, diyorsun.

Konuk Yazar: julibrissin

Bu cümle, içinde bilinmeyen bir çok tanım barındıran bir cümle. ‘Boşanmak’ gibi bir devrimi barındırıyor mesela. ‘Kocanın eskisi olur mu?’ ‘Koca mı bizi eskitir, biz mi onu eskitiriz?’ sorusunu barındırıyor. ‘Eski koca’ tanımıyla hatra gelen şu repliği barındırıyor; Sezen Aksu’nun bir eşi, neden Sezen Aksu’dan ayrıldığını sorduklarında, ‘Adımı unutmuştu herkes, Sezen Aksu’nun kocası ‘ diyorlar demişti. ‘Peki şimdi hatırladılar mı?’, diye sorduklarında, ‘Şimdi daha kötü oldu, Sezen Aksu’nun eski kocası diyorlar’ dediğini hatırlıyorsun.

Utanıyorsun kendinden, o orada, o halde, ölümle burun buruna. Belki atlattı, bilmiyorsun. Atlattığına inanmak istiyorsun. ‘Evli olsaydım canım ne kadar acırdı?’, ‘Şimdi canım ne kadar acıdı?’ gibi bir kıyaslamayı barındırıyor bu cümle.

‘Korona’ denilen amansız illeti barındırıyor. Öyle bir illet ki, her gün bir kronometre gibi çalışıyor koronometre. İlletle gelen ibret silsilesini barındırıyor. Bolca dua barındırıyor…

Bu halin karşılığı, hem bir çok itiraf, hem bir çok yüzleşme barındırıyor. ‘Allah’ ından buldu’ demedim hiç. Hastalığın bir ceza olduğuna inanmadım hiç. Öyle olsaydı tüm peygamberler hastalık çekmezdi, dedim. Ama hastalıkla başa gelen akla, yüreğe verilen itminana ve sonunda gelen affa inandım.

Çokça karmaşık duygular barındırıyor. Bir vahiy gibi üzerimize inen bu hastalığa karşı acizliğimizi barındırıyor. Yüzleşme, bir kat, bir kat daha yüzleşme. Herşeyle, herkesle, geçmişle, geçmişinle…

‘Ne çok yabancılaşmışım’ diyorsun, tüm dünyaya nasıl dua ediyorsam, öyle dua ediyorum diyorsun. Tüm dünyayı kendine yakın hissediyorsun, ama onunla fersah fersah mesafe görüyorsun. ‘Kırgınlığım ne büyük’ diyorsun. Ama affediyorsun. Tüm hücrelerinle, tüm geçmişi bağışlıyorsun.

Yedi gün sonra duyuyorsun hasta olduğunu. Yedi düvelden sonra. Bir ben duymamışım, diyorsun. Ve çocuklarım, diyorsun. Yedi günden önceki gün beraberdin ama diyorsun, ellerinle günleri saymaktan yoruluyorsun. Bir küçüğün, bir büyüğün ateşini ölçüyorsun. Sabahı sabah ediyorsun. Günleri bir daha sayıyorsun.

Ama neden bana haber vermedin, çocukları önceki gün gördün ve bana teslim ettin, neden ‘Çocuklara iyi bak, takib et onları, onlarda da olabilir’ demedin, diye döne döne kızıyorsun. Yalnızlığını görüyorsun yine. Elinde avucunda kalan, sonu olmayan yalnızlığını. Kendi annenle babanla bile paylaşamadığın, yalnızca evlatlarınla paylaştığın bir yalnızlık. Yarın bir gün, onların yalnızlığının bir parçası olmayacağını da biliyorsun. Sadece kendinden evlatlarına doğru bir yalnızlık, ama onlardan sana doğru bir kucaklama olmayacağını bildiğin bir yalnızlık. İçine bakıyorsun, ‘Yine de iyiyi diliyorum’ diyorsun.

Dönüp, ‘İyi ol, çocukların sana ihtiyacı var’ diye moral veriyorsun. Her hücrenle yalvarıyorsun iyiliğine. Ama ben çoktan yola çıkmışım, diyorsun. İçinde gördüklerin ve görmediklerinle yüzleşiyorsun. Yine dönüp Allah’a sığınıyorsun.

Konuk Yazar

Yorum Ekle